<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erdemli Haber</title>
	<atom:link href="http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erdemlihaber.org</link>
	<description>Erdemlinin Yerel Gündemi,Erdemli Haberleri,Erdemli gazeteleri,Erdemli Siyaset haberleri,erdemliden haberler,erdemli kaymakamlığı,erdemli,erdemli milli eğitim müdürlüğü,erdemli belediyesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 May 2012 21:03:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (20.01.2012)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3224</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3224#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 15:53:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Buhari]]></category>
		<category><![CDATA[Elif]]></category>
		<category><![CDATA[Harf]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kat]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3224</guid>
		<description><![CDATA[Neden Kur’an-ı Kerim?           Yaşam bir kere, ölüm bir kere, hesap bir kere, mükâfat sonsuz, azap sonsuz. Şimdi sen bilirsin ey insan. Bir kere geldiğin ve bir kere yaşama müsaadesi verildiği ve bir kere ayrıldıktan sonra hesabını vereceğin dünyanı ne yapmak istersin. Dünyanı hayra mı getireceksin? Şerre mi getireceksin? Çünkü yaşayacaksın ve Rabbine hesap vereceksin. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Neden Kur’an-ı Kerim?</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">          </span>Yaşam bir kere, ölüm bir kere, hesap bir kere, mükâfat sonsuz, azap sonsuz. Şimdi sen bilirsin ey insan. Bir kere geldiğin ve bir kere yaşama müsaadesi verildiği ve bir kere ayrıldıktan sonra hesabını vereceğin dünyanı ne yapmak istersin. Dünyanı hayra mı getireceksin? Şerre mi getireceksin? Çünkü yaşayacaksın ve Rabbine hesap vereceksin. Bir kere yaşadığın bu dünyanın hesabında sonsuz cennet veya sonsuz cehennem var. Lütuf var, gazap var. Yüzleri bembeyaz olanlar var, kararanlar var. Sen söyle yüzünün renginin ne olmasını istersin. <strong></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Razı olacağın, razı olunan her şey Kur’an ve O’nun en büyük tefsiri Sünnet’te saklı. Uyacak mısın? Uymayacak mısın? “Deki: Hak (gerçek) Rabbinizden (geldi).  Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır.” (Kehf, 18/29)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">En büyük kelam Rabbimizin kelamı Kur’an-ı Kerim’dir. Elimizde bir kitap var ve bu kitap her devrin tüm ihtiyaçlarına cevap veriyorsa, asırlar öncesinden bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş ise bu kitap beşer sözü olamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Kur’an, hayat nizamını oluşturan bir kitap olmasıyla beraber, okuyana her bir harfine on sevap olmak üzere, bir suresinin okunmasında onlar, yüzler, binler, yüz binler sevap verilebilecek bir kitaptır. “Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” (Tirmizi) “Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır.” (Buhari)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Kur’an, şifa ve rahmet kaynağı olarak indirilmiştir.“Biz Kur’an’dan, müminlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama Kur’an, zalimlere ziyan artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz” (İsra, 17/82)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Dünya bir ticarethanedir. Herkes bu dünyada ticaretini yapmaktadır. Kimi iflas edecek, kimi en güzel bir karşılıkla mükâfatlandırılacaktır. İşte bu ticarethanenin kılavuzu Kur’an’dır.                   Hedefimiz iman davasıdır, Kur’an davasıdır, her birimizin kurtuluşa ermesidir. İşte Kur’an tam bu noktada bizlere kıssalarla seslenir. Kıssalarda kaybedenlerden, kazananlardan bahsedilir. Kur’an kıssasıyla kazanan ve kaybedenlerin özelliklerini bildirecek Araf süresinin 11. Ayetten 23. Ayete olan kısmı beraberce mülahaza edelim. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">           “Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: &#8220;Adem&#8217;e secde edin&#8221; dedik. Onlar da İblis&#8217;in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Allah: Öyle ise, &#8220;İn oradan!&#8221; Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Çünkü sen aşağılıklardansın! Buyurdu. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.  &#8220;Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım! (Allah buyurdu ki) : Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.  </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          (Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (Araf, 7/11-23)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İblis hata etti, hatasında ısrar etti, Rabbinin emrine karşı gelmekle kalmadı af dilemedi, bağışlanma dilemedi kaybedenlerden oldu. Hz. Âdem ve Hz. Havva Yüce Yaratanın bir emrini hata ile yerine getirmedi, ancak onlar bu hatasında ısrar etmediler, bağışlanma dilediler, affedildiler ve kazananlardan oldular. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Geçmiş insanların hepsi birer ümmet ve millet idi, geçti gittiler. Sıra bizde biz de geçip gideceğiz. Kazananlardan mı olacağız? Kaybedenler mi olacağız? </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">Sen belirle ey insanoğlu!</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Şimdi sıra bizdedir. Devrin tufanında boğulup, devrin ateşinde yanıp, devrin fuhşiyatında ve münkeratına dalıp kaybedenlerden mi olacağız? Her devre hitap eden İslam Dini’nin ve O Dinin Kutsal Kitabı Kur’an’a ve Kur’an’ın en büyük tefsiri olan sünnete uyup kazananlardan mı olacağız? Hatamız içinde ısrar edip, hatamızdan dönmeyip, Rabbimize yönelmeyenlerden olup, kaybedecek miyiz? Yoksa Hz. Âdem ve Hz. Havva gibi Rabbimize yönelip, O’ndan başka gedecek kapımız olmadığına iman edip, Rabbimize mi yöneleceğiz. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Hidayet rehberi, dünya ve ahiret mutluluğunun anahtarı, gönüllerin şifası, Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s)’in en büyük mucizesi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)’ın insanlığa gönderdiği son kitabı Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek, okumak, anlamak, hayatımıza aktarmak kendimiz için, neslimiz için, geleceğimiz için. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yüce Rabbimiz hepimize gerçek doğruyu bulmayı, gerçek doğruyu bilmeyi, gerçek doğruya uymayı, dünyamızı ve ahretimizi bu doğrularla huzura kavuşturmayı bizlere nasip eylesin.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>HAYATI ANLAMAK VE ÖLÜME HAZIRLANMAK</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yüce Allah, yarattığı bütün canlılara bir ömür tayin etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bütün canlıların ölümü tadacağı, herkesin öleceği ve yeryüzünde bulunan bütün canlıların yok olacağı  ifade edilmektedir. Yine dünya hayatının geçiciliği, bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu ve dünyanın  sadece aldatıcı bir geçinmeden ibaret  bulunduğu sıklıkla vurgulanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Kuşkusuz,  canlılar  arasında müstesna bir yeri olan ve yeryüzünün   halifesi   olarak   yaratılan insan, gayesiz ve başıboş olarak yaratılmamıştır. İnsan, kendisine bahşedilen hayatı gelişi güzel yaşayıp sonra da yok olacak bir varlık  değildir. Yüce Allah  kâinattaki her şeyi insanın  hizmetine  vermiştir. Buna mukabil, insanoğlundan kendisini tanımasını, gösterdiği çizgide bir hayat sürmesini ve kendisine  kulluk etmesini istemiştir. &#8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;, &#8220;O, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.&#8221; ilâhî buyrukları bu gerçeğin ifadesidir. Hayat anlamsız bir var oluş olmadığı gibi, ölüm de sonu  hiç olan bir yok oluş değildir. Buna göre, Müslüman  hayat sermayesinin  kıymetini iyi bilmek ve kendisine verilen ömrü en iyi şekilde değerlendirmek durumundadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yüce Allah kullarını uyararak bu gerçeği şöyle ifade etmiştir: &#8220;Ey inananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır. Birinize ölüm  gelip de; ‘Rabbim beni yakın bir süreye kadar ertelesen de,  sadaka versem, iyilerden olsam’ diyeceği zaman gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan  sarf edin. Bir canın  eceli gelip   çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah işlediklerinizden haberdardır.&#8221; Hayat çizgisi her zaman aynı doğrultuda devam etmez. Ancak, hayatın zikzaklarına ve yoğun meşguliyetlerine  rağmen, kulluk bilincini kaybetmeyen müminlerden Yüce Allah övgüyle bahseder: &#8220;Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O’nu tesbih ederler. Bunları, ne ticaret ve ne de alışveriş,  Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyar. Bunlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.&#8221; Unutmamak gerekir ki, kişi bu dünyada yapmış olduğu en küçük bir iyiliğin mükâfatını da, en küçük bir kötülüğün cezasını da görecektir. Buna göre, hayatın verimli kılınması, ibadetler ve yararlı hizmetlerle dolu bir hale getirilmesi  kaçınılmaz bir zorunluluk arz etmektedir. Nitekim Yüce Allah insanlığı bu konuda uyarmış ve şöyle buyur- muştur:  &#8220;Asra  yemin  olsun  ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak iman edenler, yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.&#8221; Buna göre, kurtuluşa ermenin ilk şartı, iman etmektir. Ardından da sâlih ameller,  hakkı ve sabrı tavsiye gibi bireysel ve toplumsal dayanışmayı  sağlayan diğer  temel görevler gelmektedir. Buna göre namaz, oruç, hac, zekât gibi farzların yanında; yetimleri, yoksulları görüp gözetmek, insanları affetmek, toplum için yararlı olan şeyleri   yapmak, komşularla iyi ilişkiler içinde bulunmak, hatta insanlara karşı güler yüzlü olmak da  sâlih  amellerdendir. Yine bu doğrultudaki bir ayette şöyle buyrulur: &#8220;Rabbinizin  mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete  koşun. Onlar bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever. Yine onlar, çirkin bir şey yaptıkları yahut nefislerine zulmettiklerinde Allah’ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları  Allah’tan başka kim bağışlar? Ve onlar, bile bile işledikleri  (günah) üzerinde ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rablerinden bağışlanma ve içinden  ırmaklar akan cennetlerdir ki, orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir.&#8221; Hz. Peygamber de; &#8220;Yarım hurma (tasadduk etmek sureti) ile de olsa, cehennemden korunmaya çalşlınız.&#8221; buyurmuşlar, bu sözleriyle çoğumuzun küçümseyeceği en küçük bir iyiliğin bile müminin kurtuluşuna vesile olabileceğini ifade etmişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ümmetine her konuda olduğu gibi, ibadet hayatında da örnek olan  Hz. Peygamber,  günah işlemekten korunmuş olduğu halde, bazen ayakları şişinceye kadar ibadet ederdi. Bir defasında, Hz. Ayşe  &#8220;Ey Allah’ın  Resulü! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı halde yine bunu yapıyor  musun?&#8221;diye sormuş, O da şöyle cevap vermiştir: &#8220;Ey Ayşe! Şükreden bir kul olmayayım mı?’’ Ancak, O’nun ibadet hayatındaki önemli bir nokta, ibadetlerinde fıtratı zorlamamasıdır. O hem düzenli olarak ibadet etmiş, hem de ferdî, ailevî ve içtimai sorumluluklarını yerine getirmiştir.  Kendilerini  ibadete verip ailelerini ve topluma karşı olan görevlerini ihmal edenleri de uyarmıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Müminlerin de ibadet hayatında ve sosyal ilişkilerinde Hz. Peygamberi örnek almaları gerekir. Allah Resulü’nün hayatındaki önemli bir ilke de bütün sıkıntı ve zorluklara rağmen, güzel ahlâk ve âhiret şuurunu ön planda tutmasıdır. O daima Rabbinin emir ve yasaklarını gözetmiş ve &#8220;Beni, Hûd ve  Vâkıa  sureleri ihtiyarlattı.&#8221;buyurmuştur. Kendisine  gelerek: &#8220;Ey Allah’ın Resulü! İslam’a dair bana bir söz söyle  ki, o hususta sizden başka  hiç  kimseye  sorma ihtiyacım kalmasın&#8221; deyince, &#8220;Allah’a  inandım de sonra  da dosdoğru ol!&#8221;  buyurmuşlardır. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyoruz: İnsan bu dünyaya Allah’ı  tanımak ve O’na ibadet etmek için gönderilmiştir. Dünyada iken yaptıklarının karşılığını mutlaka görecektir. Gerçek şu ki, &#8220;Ey inananlar! Allah’tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın.  Allah’tan sakının, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır&#8221; ayetini kendisine  rehber edinenler,  âhirette kazançlı çıkacaklardır<strong>.(Diyanet Aylık Dergi Ocak 2003 Yüksel SALMAN Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı)</strong></span></p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3224&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (20.01.2012)"  title="CUMA SOHBETLERİ (20.01.2012)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3224</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYA’NIN 15. EKONOMİSİ OLACAĞIZ</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3198</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3198#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 06:34:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[Adeta]]></category>
		<category><![CDATA[ak parti]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Dedi]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Imza]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3198</guid>
		<description><![CDATA[Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye&#8217;nin ekonomik büyümesine dikkat çekerek, &#8221;Bu yıl inşallah Hollanda&#8217;nın da önüne geçip, dünyanın 15. ekonomisi olacağız&#8221; dedi. Bakan Çağlayan, Mersin&#8217;in Tarsus ilçesindeki Aşiyan Düğün Salonunda partisinin ilçe kongresine katıldı. Çağlayan, buradaki konuşmasında, kongrenin ilçeye ve tüm Türkiye&#8217;ye hayırlı olmasını diledi. Partiye emeklerini ve gönüllerini vermiş herkese teşekkür eden Çağlayan, Türkiye&#8217;nin dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye&#8217;nin ekonomik büyümesine dikkat çekerek, &#8221;Bu yıl inşallah Hollanda&#8217;nın da önüne geçip, dünyanın 15. ekonomisi olacağız&#8221; dedi.</p>
<p>Bakan Çağlayan, Mersin&#8217;in Tarsus ilçesindeki Aşiyan Düğün Salonunda partisinin ilçe kongresine katıldı. Çağlayan, buradaki konuşmasında, kongrenin ilçeye ve tüm Türkiye&#8217;ye hayırlı olmasını diledi.</p>
<p>Partiye emeklerini ve gönüllerini vermiş herkese teşekkür eden Çağlayan, Türkiye&#8217;nin dünyanın en gelişmiş noktalara ulaşması için parti bünyesindeki herkesin elinden geldiğince çaba gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Çağlayan, partilerinde birlik ve beraberliğin hakim olduğunu, elde edilen başarıların da bundan kaynaklandığını dile getirerek, yakalanan birlik ve beraberliğin de her zaman sürdürülmesini istedi.</p>
<p>Bölgedeki kurtuluş günlerinin peş peşe geldiğini, başta Tarsuslular olmak üzere tüm yöre halkının Fransızlara karşı mücadele ettiğini söyleyen Çağlayan, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Bugün artık milli mücadelenin farklı bir boyutundayız. Artık ihracatla, ticaretle, yatırımla milli mücadele yapıyoruz. 9 yıldır bunları misliyle başarılı yapıyoruz. Çünkü biz yola &#8216;halkın hizmetkarız olacağız&#8217; diyerek çıktık. Aradan geçen 9 yılı dikkate aldığımızda, Türkiye nereden nereye geldi. Bu yıl inşallah Hollanda&#8217;nın da önüne geçip, dünyanın 15. ekonomisi olacağız. AB&#8217;nin büyük bir bunalıma girdiği bir ortamda, adeta dünyanın barut fıçısına döndüğü bir ortamda demokraside, yönetim şeklimizde, insan haklarımızda tüm dünyaya örnek olacağız. Ben kendimi çok mutlu addediyorum. Bu ülkede anayasanın değiştirilmesi için imza veren bir milletvekili olduğum için çok mutluyum. Bakın artık ihtilalcilerden hesap soruluyor. Milletin getirdiğini götürmeye çalışanlar birbir hesap veriyor. AK Parti olarak milletin gücünü arkasına almış bir parti olarak, bize yapılmış baskıları hatırlayın. Evelallah tek bir adım geri atmadık. Atmayacağız da&#8230; Çünkü cesaretimizi yüce yaratandan ve milletimizden aldık. Biz bu işe girerken, kefenimizi giyerek geldik. Başbakanımızın da dediği gibi öleceksek bu millete canımız feda olsun.&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin gelinen noktada ihracatının yarısını Avrupa&#8217;ya yaptığını dile getiren Çağlayan, &#8221;Türkiye dünyanın bir taraftan büyümede bir taraftan da rekor ihracat yaparak, milletin verdiği oylara mahcup olmadan, yolumuza devam ediyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>-Terör olayları-</p>
<p>Bazı terör olaylarına da değinen Çağlayan, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Bölücü terör örgütünün yaptıkları, Türkiye&#8217;nin büyümesinden endişe edenlerin işidir. Türkiye&#8217;nin gelişmesini istemeyenlerin işidir. Yurt içindeki taşeronların, yurt dışındaki müteahhitlerin işidir bunlar. Ama şükürler olsun bizim insanımız onların oyununa gelmiyor. Biz kökeni, inancı ne olursa olsun, bu ülkenin şanlı şerefli bayrağımızın tekliğinden birlikten yana olan herkese başımızın üstünde yeri var diyoruz. Biz ötekileştirmiyoruz. AK Parti&#8217;nin farkı da bu. Çünkü biliyoruz ki birlikte rahmet ayrılıkta azap var.&#8221;</p>
<p>Yapmaları gereken çok önemli işlerin olduğuna dikkati çeken Çağlayan, Mersin&#8217;in ve ilçelerini Türkiye&#8217;nin en güçlü ve başarılı kentlerinden birisi haline getirmek istediklerini kaydetti.</p>
<p>Mersin&#8217;de yapılması için bazı sözlerinin olduğunu hatırlatan Çağlayan, bunların hepsini Ocak ayının 20&#8242;si itibariyle tek tek temel atarak başlatacaklarını vurguladı.</p>
<p>Yaklaşan yerel seçimlerde Mersin&#8217;deki başta Büyükşehir olmak üzere tüm belediyelerin AK Partili kadrolara emanet edilmesi gerektiğini dile getiren Çağlayan, bu noktada herkesin birlik olarak, kapı kapı dolaşıp halka AK Parti&#8217;yi anlatmasını istedi.</p>
<p>Kongreye AK Parti Mersin milletvekilleri Ahmet Tevfik Uzun, Nebi Bozkurt ve Çiğdem Münevver Ökten, AK Parti Hatay Milletvekili Adem Yeşildağ&#8217;ın yanı sıra eski Devlet Bakanlarından Kürşad Tüzmen ve çok sayıda partili katıldı.</p>
<p>İki listeyle gidilen seçimlerde mevcut ilçe başkanı Hakkı Meniz ile Kani Yurtsever&#8217;in oylanmasına başlandı.</p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3198&type=feed" alt=" DÜNYA’NIN 15. EKONOMİSİ OLACAĞIZ"  title="DÜNYA’NIN 15. EKONOMİSİ OLACAĞIZ" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3198</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (06.01.2012)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3195</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3195#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 20:07:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Bilal]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bizi]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Gece]]></category>
		<category><![CDATA[Bunu]]></category>
		<category><![CDATA[Davet]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Koru]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[O Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Seni]]></category>
		<category><![CDATA[Tesbih]]></category>
		<category><![CDATA[Yere]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3195</guid>
		<description><![CDATA[Hayrın anahtarı: TEFEKKÜR           Tefekkür, herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma manalarına gelmektedir. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir. Düşünceleri ölçerek ve kıyaslayarak incelemek anlamına gelir.           İki kişi Hz. Aişe (r.a.)&#8217;yi ziyaret etmişler. Onlardan biri, ”Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?” deyince, Hz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Hayrın anahtarı: TEFEKKÜR</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Tefekkür, herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma manalarına gelmektedir. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir. Düşünceleri ölçerek ve kıyaslayarak incelemek anlamına gelir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İki kişi Hz. Aişe (r.a.)&#8217;yi ziyaret etmişler. Onlardan biri, ”Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?” deyince, Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: ”Rasulüllah (s.a.s.) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilal (r.a.): ”Ya Rasulellah (s.a.s.)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?” deyince, o: ”Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır.” dedi ve ayeti okudu: ”Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri arkasına gelişinde aklı başında olan kimseler için gerçekten açık ibretler vardır.” (Âl-i İmran, 190.) Bir sonraki ayet; ”Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (tefekkür ederler) ve Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz (derler).” (Âl-i İmrân, 191.)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ondan sonra Rasulüllah (s.a.s.): ”Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun.” dedi. ( Gazâlî, İhyâu Ulûmu&#8217;d-Dîn)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meali de şöyledir: ”Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah&#8217;ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!” </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Onun için Yüce Allah Kur&#8217;an&#8217;da çeşitli hususları dile getirdikten sonra: ”&#8230;Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır.” (Nahl, 11.) demektedir. İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kur&#8217;an&#8217;da beş yerde daha geçmektedir. (Ra&#8217;d, 3; Nahl, 69; Rûm, 21; Zümer, 42; Casiye, 13.)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Kur&#8217;an&#8217;da birçok ayette, akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır denmekte ve tefekkür anlamını ifade eden pek çok kelime kullanılmaktadır. Olumlu tefekkür olduğu gibi, olumsuz tefekkür de vardır. Doğru olmayan tefekkürün neticesi de doğru olmaz. Ancak salim kalbe sahip olan insanların tefekkürü sağlıklı olabilir. İslam dininin istediği tefekkür, hiç şüphesiz sağlıklı olanıdır. İnsanları bu olumlu tefekküre davet eden bir ayetin meali şöyledir: ”Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O&#8217;dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki ibretler vardır.” (Ra&#8217;d, 3.)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Allah&#8217;ın azametini tefekkür eden insan; O&#8217;nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; kusurlarını anlar, Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala, kudret-i Rabbaniyenin mucizatını göstererek, insanların bunları düşünerek ibret almalarını beyan buyurur. Âlemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah Teâlâ’nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında, O’nun büyüklüğünü idrak eder.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Efendimiz (s.a.s.): “Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah’ın zatını düşünmeyin. Allah’ın zatı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Cami’us-Sağîr) buyurmuştur. Burada vurgulanmak istenen şey tefekkürle Hakk’ın zatının anlaşılamayacağı hususudur. Çünkü tefekkürde bir kuşatma ve hâkimiyet sağlama vardır. İnsan ne kadar tefekkür ederse etsin, Cenab-ı Hakk’ı kuşatamayacağına göre bu konuda düşünülmemesi gerektiğine işaret edilmiştir. Ancak bu demek değildir ki insan, Cenab-ı Hakk’ın zatının muhatabı olamaz.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İslam’ın bu kadar önem verdiği olumlu tefekkür, insanı taklitçilikten kurtarmaktadır. Mesela, “Dünya hayatı geçicidir; ahiret hayatı ise ebedidir. Ebedi olan şeyi geçici olan şeyden üstün tutmak daha iyidir.” şeklindeki bir nasihati dinleyip ahiret için çalışan insan, başkasını taklit ederek kendisini iyi yola sevk etmiş olur. Fakat tefekkürün yani derin bir düşüncenin neticesinde bu kanaate varan ve ona göre bilinçli hareket eden kişi, her zaman için daha kârlı çıkar. Bilerek kötü şeyden korunmuş ve iyiyi tercih etmiş olur. Aynı zamanda başkalarını taklit etmekten kurtulur; kendisi başkalarına yol gösterir. (Topbaş, Osman Nuri, Öyle Bir Rahmet ki.)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan önce kâinat kitabına bakmalı, gecenin ve gündüzün peşi sıra gelişini, dağların ve evrenin yaratılışını, her şeyin kendisinin emrine verilişini tefekkür etmelidir. Peki, tefekkürden sonra ne olmalı? Sonuçta Cenab-ı Hakk’a karşı bir yakınlık olmalı, bir muhabbet başlamalıdır. Her şeyi bizim için yaratan ve bizim emrimize veren varlığa karşı insan nasıl bir hâl alır, bunun tarifi olmaz. İşte sıfatların tefekkürü sonucu insanda meydana gelen şey zata karşı oluşan muhabbetten başka bir şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Akıl sahibi varlık olan insana hitap eden Kur’an-ı Kerim, tefekküre çok büyük önem vermiştir. Düşünmeyen, aklını ve kalbini kullanmayan gafiller, varlıklar içinde en aşağı derecede olanlarla bir kabul edilmektedir. (A’raf, 179)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Kur’an-ı Kerim, tefekkürü iki önemli noktaya yöneltmektedir. Birincisi; bizzat Kur’an-ı Kerim üzerinde tefekkür, ikincisi; başka varlıklar üzerinde tefekkürdür. Kur’an-ı Kerim üzerinde tefekkür; Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle onu doğru olarak anlamak, ondan yararlanmak, gösterdiği yoldan gitmek demektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Başka varlıklar üzerinde tefekkür konusunda, Kur’an-ı Kerim; Allah’ın yoktan var ettiği hiçbir şeyi boşuna yaratmadığını, yaratılanların mutlaka bir sebep ve hikmete mebni olarak yaratıldığını, canlı ve cansız birçok varlığın insanın hizmetine ve onun emrine verildiğini ifade etmektedir. </span></p>
<p align="right"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>(Diyanet Aylık Dergi Ocak 2011 Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu</strong><strong> <strong>Ankara Üniv. İlahiyat Fak.)</strong></strong></span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Evde Eşler Neden Konuşmaz?</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Eşlerin birbirleriyle konuşamaması çok sık rastlanan bir durum. Bir tarafın anlatmak için yanıp tutuştu-</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">ğu, diğerinin ise biteviye dilsizleştiği, kendi içinde kaybolduğu ilişkiler her geçen gün artıyor. Bu durumun birçok nedeni olduğu muhakkak ama, bir neden var ki bugün onun üzerinde duralım.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Bir danışanım unlu mamuller üzerine çalışıyor. Bir cümlesi beni çok etkiledi. Tamam dedim işte budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">Nazlı Hanım, dedi. Eğer ben, bugünden kalan bir şeyi yarın yine vitrine koysam müşteri kaybetmeye başlarım. Müşteri bir bir kaybedilir. Bir bakarsın sinek avlamaya başlamışsındır. Bu sefer daha fazla bayat ürünü vitrine koyarsın ve kaçınılmaz son; iflas&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Söyledikleri kendi işi ve birçok iş için doğruydu. Bizim konumuz olan ilişkiler için de durum aynen böyle. Bir kişi için bir konu çok önemliyse ne zaman konuşmaya başlasa hemen, o konuyu gündeme getiriyor. Konu yerli yersiz her konuşmanın girizgâhını oluşturduğu halde bir türlü hakkını vererek konuşulamadığı için, karşı taraf bir süre sonra kendisi için bayatlamış olanı artık dinlemek istemiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Dinlese de dişini sıkarak dinlediği için anlatanın duygusu iyi olmuyor. Konu bir türlü gündemden düşmüyor. Eşler istedikleri bir şeyin yapılması için ısıtıp ısıtıp temcit pilavı gibi aynı şeyleri konuşmaya başladıklarında ilişkilerin tadı kaçıyor. Taraflar dışarıda bülbül kesilirken evde dut yemiş bülbüle dönüyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Eğer hayatın sürekli bir değişme ve yenilenme olduğunu kabul ediyorsak -ki öyle- biz ayak uyduramadığımızda bayatlıyoruz. Kimse ne bizi ne söylemeye çalıştıklarımızı anlıyor. Sevdiklerimize yine de bir teşekkür borçluyuz. Yıllardır bizim bayatlamış söylemimizi yeniden yeniye sessizleşerek de olsa duymaya devam ettikleri için&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsanın kendini güncellemesi hayat amaçlarının farkında oluşuyla yakından ilgilidir. Dünyayı bir vakit öldürme yeri olarak algılıyorsak, denecek bir şey yok, bayatlamak kaçınılmaz.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Dünyayı gelişeceğimiz, değişeceğimiz, öğrenerek yenileneceğimiz bir yer; gerektiğinde törpüleneceğimiz bir mecra olarak görüyorsak, söylemlerimizin aynı kalması, vitrine her gün aynı konuları taşımamız mümkün olmaz.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Hayat her an -her gün demiyorum- her an kendini yenileyerek önümüze fırsatlar, güzellikler sunarken biz eski olana takılmışlığımızla, bayat olanı anlatmaya diretişimizle müşterilerimizi kaçırmaya devam ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Değerli olduğumuzu daha bir derinden hissetmeliyiz. Dinlenir olmanın lezzeti dinleyen olmanın yenileyiciliği şevkimizi arttıracak. Her şeyin ilacı kendimizde olduğu gibi, bu derdimizin ilacı da kendimizde… Kendi iç dünyamızı yenilemekle birçok şikâyet ettiğimiz durumun değiştiğini göreceğiz. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ne varsa bizde var. Tek sermaye kendimiz ve bize verilmiş olan hayatımız. Hayatı tüketerek yaşamak yerine; hayatı değişime ve anlayarak anlamlandırmaya yönelik yaşayabiliriz.</span></p>
<p align="right"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">(Diyanet Aylık Dergi Ocak 2011 Nazlı ÖZBURUN)</span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-family: Times New Roman;">HAYAT VE TASARRUF</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Tasarruf; genel anlamıyla yarınlarımız için gerekli olan ve şu anda elimizde mevcut bulunan kaynakların idareli harcanmasıdır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın kaynaklarının hayati değerinin olduğunu, gelecek nesilleri de düşünerek itinalı tüketmek gerektiğini çok iyi bilmeliyiz.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yüce Allah;”Onlar harcadıklarında ne israf ne cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.”(Furkan.67) buyurarak tabiattaki dengenin korunmasını ve orta bir yolun tutulmasını emreder. İsra, lüks, gösteriş gibi aşırı tüketim maddi ve manevi birçok sıkıntıyı da doğurur. Elimizde bulunan her şeyin imtihan vesilesi birer emanet olduğunu, bunları ölçülü bir şekilde kullanmamız gerektiğini unutmamalıyız.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-family: Times New Roman;">HAYÂ İMANDANDIR</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sözlükte utanma, çekinme, vazgeçme gibi anlamlara gelen haya, ahlaki manada, kınanma endişesiyle kurallara aykırı davranmaktan kaçınma ve bunu sağlayan duygu demektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">İnsanın yaratılıştan sahip olduğu hayâ duygusunun gelişmesinde ve davranışlara yansımasında dinin önemli bir yeri vardır. Peygamberimiz:”Her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayâdır.”(İbn Mace) “Hayâ imandandır”(Buhari)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Peygamberimizin konuyla ilgili hadisleri; hayânın imanla ilişkisine dikkat çekmenin yanı sıra, onun bütünüyle hayır olduğuna ve her türlü hayra vesile olduğunu vurgu yapmaktadır</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İslam âlimlerinin; Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı davranmaktan sakınmak’ tanımıyla daha geniş bir anlam kazanan hayâ duygusu, bu yönüyle sadece birey vicdanına bağlı ahlaki bir özellik olarak kalmayıp, toplumsal huzur ve barışa da önemli katkıları olan bir ameldir.</span></p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3195&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (06.01.2012)"  title="CUMA SOHBETLERİ (06.01.2012)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3195</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (02.12.2011)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3093</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3093#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 08:27:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Aya]]></category>
		<category><![CDATA[Belletti]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Geldi]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu]]></category>
		<category><![CDATA[muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Nimet]]></category>
		<category><![CDATA[Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[Son Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Veda]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>
		<category><![CDATA[Yeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3093</guid>
		<description><![CDATA[Aylar Bize Hep Muharrem Oldu           Zaman, sürekli akış halindeki “an”ların kesintisiz bir şekilde peş peşe dizilişi&#8230; Kıymetini bilemediğimiz, gerekli şekilde değerlendiremediğimiz ilâhî nimet… Meydana gelen hadiselerin esas alınması ile gerçekleşir zaman algısı&#8230; Öncesi, sonrası ve geleceği ile&#8230;           Muharrem: Hürmete Lâyık           Muharrem, Kurban Bayramı ve hac ibadetinin kendisinde gerçekleştiği Zilhicce’den sonra gelen, Sevgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>Aylar Bize Hep Muharrem Oldu</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">          </span>Zaman, sürekli akış halindeki “an”ların kesintisiz bir şekilde peş peşe dizilişi&#8230; Kıymetini bilemediğimiz, gerekli şekilde değerlendiremediğimiz ilâhî nimet… Meydana gelen hadiselerin esas alınması ile gerçekleşir zaman algısı&#8230; Öncesi, sonrası ve geleceği ile&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Muharrem: Hürmete Lâyık </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Muharrem, Kurban Bayramı ve hac ibadetinin kendisinde gerçekleştiği Zilhicce’den sonra gelen, Sevgili Peygamberimizin “Şehrullah: Yani, Allah’ın Ayı” diye nitelendirdiği kutlu ay&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yine geldi savaşın yasaklandığı, barışın yeşerdiği barış ayı&#8230; Bu ay; ‘eşhur-u hurum’ “Haram aylardan biri.” Rabbimiz buyuruyor: “Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyiniz.” (Tevbe, 36) </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Gönlümüz sevinç dolu, yüreklerdeki pusula barışı gösteriyor… Bize böyle belletti ilâhi öğreti&#8230; Barış olmalıydı&#8230; Savaşa son verilmeliydi&#8230; Kan dökülmemeliydi… İnsanlar kucaklaşmalı, her halde kardeş olduklarını hatırlamalıydılar. Aynen Müminlerin emîri Hz. Ali (r.a)’nin buyurduğu gibi&#8230; “Ya dinde kardeş&#8230; Ya yaratılışta&#8230;” </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Öyle bir aydı ki mâh-ı Muharrem; o aya Mekkeli müşrikler dahi bir yere kadar hürmet ediyor, o zaman diliminde biraz olsun savaşa ara veriyorlardı&#8230; Muharrem, haram kılınmış, hürmete lâyık… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Muharrem: Yepyeni Bir Yıl </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Veda tepesinin ufkunda son peygamber ve arkadaşı göründüğünde takvimler hicrî tarihin ilk Muharrem’ini gösteriyordu… Allah Rasulünün 1 Muharrem’de başlattığı ıslah dostluk ve kardeşliğin, millî birlik ve bütünlüğün en güzel timsalini oluşturuyordu… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Hicret; Allah’a ve O’nun Peygamberine candan bağlılığın ifadesi&#8230; Kardeşliğe açılan yolculuğun öyküsü… “İyiliği emredip, kötülüğü nehyetme” eylemini gerçekleştirebilme… Gönüllerde başlayıp gönüllerde biten bir duygu iklimi… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Kötülüklerden, fenalıklardan ne zaman uzaklaşıp Rabbimize hicret etmeyi başarırsak işte o zaman hicret takvimimiz işlemeye başlayacak… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          10 Muharrem: Aşure Günü </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Aşure… Muharrem ayının onuncu günü&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın değer verdiği ay olan Muharrem ayında tutulan aşure orucudur…” (Müslim) </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">“Aşure günü orucunun, bir önceki yılın günahlarına keffaret olmasını Allah’tan umarım.” (Tirmizî) </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Aşure günü tarihte bazı olayların meydana geldiği rivayet edilir: Nuh (a.s.)’ın gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturması ve inkârcıların da bütünüyle yok olup gitmesi, Hz. Adem (a.s.)’ın tevbesi, Hz. İbrahim (a.s.)’ın ateşten kurtulması ve Hz. Yakub (a.s.)’ın oğlu Hz. Yusuf’a kavuşması, Hz. Musa ve İsrail oğullarının Firavun’un zulmünden kurtulması vs. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ortak Tat: Aşure </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Milletimiz komşularına, dost ve akrabalarına yılda iki defa güzellik dağıtır: Birisi kurbanda et, ikincisi de aşurede tatlı… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Aşure paylaşmanın, dayanışmanın, birlikteliğin ve sevginin ifadesi, bolluk ve bereketin simgesi… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Aşurenin bu mecazî anlamı toplumumuz için bugün her zamankinden daha fazla önem taşımakta… Bilindiği üzere Hz. Nuh’un gemisinde her canlıdan bir çift vardır. Bunların her biri ötekinden farklılığını ortaya koyarak asgari müşterekte birlikteliğe ve bütüne katkı sağlayarak tufandan kurtulur; tıpkı aşure aşında bir araya gelen farklı bakliyat, meyve, tatlı ve tuzluların farklılıklarının aynı vasata-ortak tada katkı sağlamaları gibi… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsanlığın farklı tecrübelerini, geleneklerini, değer ve anlayışlarını bağrında barındıran ve bunları nesilden nesile taşıyan milletimizin bu kültürel zenginliğini hiçbir oyun bozamayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Eğer, nasıl ki fasulye aşuredeyken diriliğini korumaya devam etmek için direnir de, pişmemekte inat ederse aşure içinde sırıtır, lezzet çatışmasına sebep olursa, farklılıkların birbirini itmesi de barış içinde birlikte yaşamaya engel olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Milletimiz, asırlardır sürdürdüğü gelenekle bugün de; “farklılıkların ahenk içindeki ortak tada katkı sağlamaları”, “birlik” gibi kültürümüzün özünde hep var olan güzellikleri devam ettirme bilinci ile “Buğday, pirinç, su, şeker, fasulye, nohut, badem, ceviz, fındık, üzüm, kayısı, incir, karanfil, zencefil” gibi birbirinden farklı tatları aynı kazanda kaynatıp, Muhammedî muhabbetten birkaç damla gülsuyu katarak aşure aşı yapmaya, birlikte yaşamanın sembolünü tadarken muhabbeti paylaşmaya devam etmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Muharrem: Hüseyn-i Kerbelâ’yı Elvan Eden Gün. Yıllardan 680, aylardan Muharrem&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          “Yıllar geçiyor ki ya Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu! </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Akşam ne güneşli bir geceydi, Eyvah o da leyl-i mâtem oldu.” Mehmet Akif doksan sene önce yazdığı, “Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi” isimli şiirine bu beyitler ile başlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Muharrem&#8230; hüzün gecesi… Kerbelâ… Hz. Hüseyin’in şehâdeti… Onun siyasî ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi, asırlar geçse de bu yangın ve gözyaşları dinmemiştir… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Hz. Hüseyin… Hz Ali ile Hz. Fatıma’nın küçük oğlu; Rasulullah (s.a.s.) Efendimiz’in sevgili torunu&#8230; Peygamberimiz’in, ağabeyi Hasan’la beraber dünyanın iki çiçeği, ahirette de, “cennet çocuklarının efendileri” diye övdüğü (Buhârî) ve “Allah’ım, ben onları seviyorum, Sen de sev!” diye haklarında dua ettiği, (Tirmizî) adını bizzat kendisinin koyduğu ciğerparesi… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ve yakınları&#8230; Kadınlar, çocuklar&#8230; Bir şiddet günü ki, asırlardır yürek kanatır. Aylar ve yıllar geçtikçe daha çok yaktı bağırları Hz. Hüseyin’in aşkı… Hz. Hüseyin şehit oldu… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">Yıl 2009 ve aylardan yine Muharrem&#8230; Kerbelâ’da kan, Kerbelâ’da gözyaşı… Yetim çocuklar ve acılı kadınlar… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yaşanmış ve geri dönüşü olamayan bu müessif hadiseyi yeniden düşünmek gerek… Muharremi yeniden anlamak ve anlamlandırmak gerek… </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ortak tadımızı bozacak, pişmiş aşımıza su katacaklara tek yürek olarak direnmek gerek&#8230;<br />
<span style="font-size: small;">(</span>Diyanet  Aylık Dergi Ocak 2009 <strong>Dr. Ömer Menekşe</strong></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">)</p>
<p></span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><strong>Bir Engelli Çevresinden Ne Bekler?</strong></p>
<p>          İnsanoğlu hayatı boyunca beklentiden beklentiye<span style="font-family: Times New Roman;"> gelir gider. Beklenti deyip geçmemek lazım, zira insan beklentileri karşılandığı ölçüde huzurlu ve mutlu, beklentilerini karşılayabildiği ölçüde başarılıdır.</span></p>
<p>Hepimizin herkesten beklentileri var, mesela biz<span style="font-family: Times New Roman;"> toplum olarak bir engelliden ne bekleriz? Biz bir engelli kişiden öncelikle engelini aşmasını bekleriz, çalışkan bir kişi, üretken bir insan, azimli bir birey olmasını arzu ederiz.</span></p>
<p>Soruyu bir de tersten soralım: Bir engelli, ailesinden, hocalarından, idarecilerinden, arkadaşlarından ve çevresinden ne bekler?</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ailesinden yeterli derecede destek almış bir engelliye hiçbir zorluk köstek olamaz, ailesini arkasına almış bir engelli hedeflediği bütün başarıları da önüne almış demektir. Anne, baba, kardeşler, eş ve çocuklara düşen görevleri tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: &#8220;İstisnasız bütün aile bireyleri, içlerindeki engelliyi sevgiyle bağrına basmalı, ona anlayışla yaklaşmalı; bir sırdaş, bir yoldaş, bir arkadaş olarak onu aileye ve topluma kazandırmalıdır.&#8221;</span></p>
<p>Anne-babanın elinden tutarak<span style="font-family: Times New Roman;"> okula getirdiği engelliyi, öğretmen de aklından tutarak aydınlık yarınlara götürmelidir. Öğretmenlere düşen görevleri şu şekilde aktarabiliriz: Bir engelliyi topluma kazandırma noktasında, kendisini o gayeye adayarak, bu konuda hiçbir engel tanımamak. Engellilerin okuldaki sorunlarına pratik çözümler üretecek donanıma sahip olmak. Engelli öğrencilerin, arkadaşlarından gelecek zararlı söz ve davranışlara karşı gerekli tedbirleri almak. Onlara hayat okulunda ayakta kalabilecekleri bilgi ve becerileri okul hayatında kazandırmak.</span></p>
<p>Engelli bir kimse için din görevlisi de en az öğretmen kadar önemlidir. Bir engelliye doğru bir şekilde Rabbini, dinini, kitabını, peygamberini öğretmek, deyim<span style="font-family: Times New Roman;"> yerindeyse onu kötü düşüncelerin girdabından alıp iftihar bahtiyarlığına yükseltmektir. Bir din görevlisi, gönlünden tuttuğu bir engelliyi Allah (c.c.)&#8217;ın izniyle aciz insan konumundan çıkarıp, herkesin el üstünde tuttuğu aziz insan durumuna getirebilir.</span></p>
<p>Bütün engellileri kederden emin kılmanın en güzel<span style="font-family: Times New Roman;"> yolu, onlara her şeyin Allah (c.c.)&#8217;tan geldiğini, yani kaza ve kader kavramını tüm boyutlarıyla özümsetmekten geçmektedir.</span></p>
<p>Engellinin medyadan beklentileri:<span style="font-family: Times New Roman;"> Engellileri bilinçlendirip topluma kazandırma noktasında azami gayret sarf etmesi gerekmektedir. Tarihte ve günümüzde engellerini aşmış, büyük başarılara ulaşmış, bilim, sanat ve siyaset alanlarında çığır açmış engelliler için nitelikli sinema filmleri, belgeseller ve programlar yapılmalı. Engelliler, sadece belirli gün ve haftalarda değil, sürekli gündemde tutulmalı.</span></p>
<p>Engellilerle ilgili yalnız göğüs kabartan ve yürek burkan haber, yorum ve analizler değil; en az bunlar<span style="font-family: Times New Roman;"> kadar &#8220;kafa yoran, çözüm sunan&#8221; haber, yorum ve analizlere de yer verilmeli.</span></p>
<p>Hiçbir sınıfsal<span style="font-family: Times New Roman;"> fark gözetmeksizin engellilerin toplumdan beklentileri konusunda şunlar söylenebilir: Bir engellinin toplumdan beklentileri herhangi bir insanın beklentilerinden çok da farklı değildir. Bir engelli, her insan gibi toplumdan öncelikle iki şey bekler: Sevgi ve anlayış. Sonra bir tatlı dil, bir güler yüz. Bir engelli, insanlardan özde ve sözde, nezaket ve zarafet bekler. Herkesin bir gün engelli olabileceğini hiç kimsenin unutmamasını bekler.</span></p>
<p>Engelli, iş üretmeyip bahane üretenlere şöyle seslenmek ister: Ya bir yol aç, ya da yoldan çekil; güneş olamıyorsan bari gölge etme; elin baston olamıyorsa hiç olmazsa dilin sopa olmasın.</p>
<p>Ve bir engelli bütün dünya insanlığına şu hakikati<span style="font-family: Times New Roman;"> haykırmak ister: &#8220;Görmek istemeyenden kör, duymak istemeyenden sağır ve anlamak istemeyenden daha cahili yoktur.&#8221;</span></p>
<p align="right"><span style="font-family: Times New Roman;">(Diyanet Aylık Dergi)</span></p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3093&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (02.12.2011)"  title="CUMA SOHBETLERİ (02.12.2011)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3093</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (25.11.2011)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3070</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3070#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 05:58:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aya]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Herkes]]></category>
		<category><![CDATA[Imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Tek]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3070</guid>
		<description><![CDATA[Her Türlü Şiddetin Sebebi Olarak MANEVİYAT/MERHAMET EKSİKLİĞİ           İnsan imtihan amacıyla şiddete eğilimli bir varlık olarak yaratılmıştır ve bu yönü ile hem kendisi mücadele etmelidir, hem de toplum bu konuda insanları eğitmeye çalışmalıdır. Kur’an, insanın şiddete/kötülüğe eğilimli tabiatını şu şekilde izah eder: “Güneşe ve aydınlığına, güneşin batışıyla ortaya çıkan aya… İnsan nefsine ve onu hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><span style="font-size: small;">Her Türlü Şiddetin Sebebi Olarak</span></strong></p>
<p align="center"><strong>MANEVİYAT/MERHAMET EKSİKLİĞİ</strong></p>
<p>          İnsan imtihan amacıyla şiddete eğilimli bir varlık olarak yaratılmıştır ve bu yönü ile hem kendisi mücadele etmelidir, hem de toplum bu konuda insanları eğitmeye çalışmalıdır. Kur’an, insanın şiddete/kötülüğe eğilimli tabiatını şu şekilde izah eder: “Güneşe ve aydınlığına, güneşin batışıyla ortaya çıkan aya… İnsan nefsine ve onu hem iyilik hem de kötülük yapabilecek eğilimlerle yaratana ant olsun ki, iyilik yolunu seçip nefsini arındıran kurtuluşa ermiş (dünya imtihanını kazanmış); kötülük/şiddet yolunu seçen ise (bu imtihanı) kaybetmiştir.” (Şems, 1-10.)</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de ifade ettiği üzere her insan, evrensel ahlaki değerleri en güzel bir biçimde ihtiva eden İslam dinini özgür iradesiyle seçebilecek şekilde (İslam fıtratıyla) yaratılmıştır. Kişi, Hz. Peygamber’in ifadesiyle dünya hayatına ahiretin bir tarlası gözüyle bakmayı öğrenememişse, her tür şiddete eğilimli olabilir. Bu tür bireyleri suçtan, toplumu da onların şiddetlerinden/kötülüklerinden koruyabilmek, manevi eğitimin toplumun tek tek her ferdine ulaşacak şekilde yaygınlaştırılmasına bağlıdır.</p>
<p>Tüm şiddet olaylarının en temel çözümü, insan nefsinin maneviyat/merhamet eğitimi ile bencillikten kurtarılmasına bağlanabilir. ’Benim de evim olsun, evimdeki her eşya yeni olsun, benim de itibarlı olmak için çok param olsun, ben hiç muhtaç olmayayım; herkes bana muhtaç olsun…’ gibi duygular, maneviyat/merhamet eğitimi almamış insan nefsinin aşırı bencil talepleridir. Bu türden talepleri olan kişilerin sayısı arttıkça şiddet olayları da artacaktır. Bu yıkıcı tabiatımıza Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde çok güzel işaret buyurmuştur: “İnsanın karnını ancak toprak doyurur. İki vadi altını olsa, onu üç vadi yapayım diye uğraşır…” (Buhâri, Müslim) İnsan nefsinin aşırı bencilliği maneviyat/merhamet eğitimi ile ıslah edilmediğinde, kişi sınırlı bir ömre sahip olduğunu ve dünyanın da sadece kendisine ait olamayacağını unutur. Hâlbuki ömrümüz sınırlıdır, er veya geç biz de bu dünyayı terk edip gideceğiz. Nitekim bir Çin atasözü, “Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet olarak aldık.” der.</p>
<p>Dünyayı kardeşçe paylaşmak için akıllı olmak gereklidir ama yeterli değildir. Sadece akıllı olduğumuzda, dünyayı paylaşmamız gerektiğini anlarız; belki yasaların gücünden korkarız ama bir fırsat yakaladığımızda aklı da yasaları da çiğneyip şiddete başvurabiliriz. Ancak aldığımız maneviyat/merhamet eğitimi sayesinde ahirette hesabı verilebilir bir dünya hayatı yaşamamız gerektiğine inanmışsak, fırsatçılık yapma ihtimalimiz asgariye inecektir.</p>
<p>Dünya barışının sağlanabilmesi de en temelde tüm bireysel hayatların şiddetten kurtarılmasına bağlı olmaktadır. Örneğin kadına karşı şiddet, sadece bu şiddete maruz kalan örneğin bir Ayşe’nin sorunu değildir. Şiddet bir bakıma sadece kendini düşünmekten kaynaklanır. Sadece kendini düşünenlerin sayısı arttıkça şiddet de o oranda artmaktadır.</p>
<p>Kur’an yeryüzündeki kötülüklerin sebebi olarak insanın yapıp-etmelerini gösterir: “İnsanların yapıp ettikleri şeyler nedeniyle karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattırmaktadır.” (Rûm, 41.)</p>
<p>Kadına kötü muamele bir şiddettir; cennetin annelerin ayakları altında olduğunu ifade eden Hz. Peygamber’in manevi terbiyesinden yoksun olmanın bir neticesidir.</p>
<p>Çocuklarını pek sevmediğini ve onlarla oynamadığını ifade eden zata Hz. Peygamber’in “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” biçiminde dile getirdiği durum manevi terbiyeden uzak olmanın bir sonucudur.</p>
<p>Orta Doğu’daki (komşularımızdaki) savaşlar, ülkemizdeki terör eylemleri, kısaca her bir kavga şiddettir ve neticede kardeş kavgasıdır; sebebi de İslam’ın manevi eğitiminden yoksun olmaktır. Çünkü İslam, tüm insanları Hz. Âdem’in çocukları olarak (hem din hem kan kardeşi olarak) görür ve kişinin kendine istediğini başkalarına yani kardeşlerine de istercesine yaşamadıkça olgun mümin olamayacağını ifade eder.</p>
<p>Allah’a hakkıyla teslim olmak her tür şiddetin kesin çözümü; dünya ve ahirette huzura kavuşmanın tek yoludur. Allah’a teslim olmak toplumsal barışı, nefsin bencil arzularına teslim olmak ise şiddeti doğurur. Dünyadaki sıkıntılarımızı maddiyat-maneviyat dengesizliğine bağlamak mümkündür.</p>
<p>Allah’a teslimiyet, yaratılanı yaratandan dolayı hoş görüp sevmeyi gerektirir. Allah yarattı diye herkesin her şeyi ve birbirini sevdiği bir ortamda şiddet hareketleri en aza iner; böyle bir ortamda şiddetin sadece adı kalır. Aldığı maneviyat/merhamet eğitimi sayesinde Allah’a teslim olmayı öğrenmiş bir birey asla teröre bulaşmaz. Allah’a teslim olmayı öğrenmiş biri, tüm beşeri kontrollerden kurtulsa bile Allah’a hesap vermekten kurtulamayacağını bilir ve bu nedenle onu kimse teröre bulaştıramaz. Bulaşan</p>
<p>biri varsa, demek ki o insanlığını kaybetmiş; sadece canlı bir robot olmuştur. Bu durumda yapılması gereken o kişiye insan yani Allah’ın kulu olduğunu hatırlatmak olacaktır. Allah affedemeyeceği kulu yaratmaz; yani tövbe kapısı sonuna kadar her zaman açıktır.</p>
<p>Görüldüğü üzere Allah sevgisi ve Allah’a teslimiyet şiddet ve teröre en etkili çare olmaktadır. Dünyanın en korunaklı ve en donanımlı ordusu bile pusuya düşürülebilir. Çünkü ordu birliğinin yeri belli, terörün ise belli değildir. Böyle tehlikeli bir teröre karşı alınabilecek birçok önlem vardır şüphesiz. Orduyu güçlendirmek, istihbaratı kuvvetlendirmek, halkın seviyesini ekonomik ve demokratik açıdan yükseltmek ve en önemlisi insanları manevi açıdan eğitmek; Allah’a teslimiyeti onlara öğretmektir. Parayla satın alınamayacak ve teröre bulaştırılamayacak kadar sağlam bir zihniyeti ancak ve ancak maneviyat/merhamet eğitimi ile verebiliriz.</p>
<p>Şiddet ve teröre en etkili çözümü üretmek istiyorsak, manevi terbiyeyi nesillerimize de aktarabilmeliyiz. Ailede, okulda ve toplumda herkese “Allah’ın kulları” olduklarını ve Allah’ın da kullarına merhametinin, atın yavrusunu ezmemek için gösterdiği özendeki merhametten çok daha fazla olduğunu anlatabilmeliyiz.</p>
<p>Merhametli Allah’ın kulları da merhametli olur. En merhametli kullar annelerdir. Hiçbir anne de şiddet ve teröre kurban verdiği evladı nedeniyle ağlatılmamalıdır; çünkü hiçbir anne ağlamayı hak etmemektedir. Annelerin ağlamaması için de, onlardaki manevi terbiyeyi evlatlarına aktarabilmede başarılı olmamız gerekmektedir. Merhametli Allah’ın merhametli anneleri var ama bu annelerin evlatları yeterince merhametli değil. Bu nedenle şiddet ve terörün kaynağını kurutacak olan esas çare, nesillerimize daha etkili bir merhamet eğitimi verebilmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><strong>HİCRET</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">          </span>Hicret bir yerden başka bir yere göç etmek olsa da, İslamiyet’te hicret kavramı ile Hz. Peygamberin ve ashabının Mekke’den Medine’ye göç etmesi kastedilir. Bu yönüyle hicret İslam tarihinin en önemli olayıdır. Hicret Müslümanları müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslama genişleme imkânı sağlamış ve İslam’ın gelişip güçlenmesine en büyük katkıyı yapmıştır. Hicret aynı zamanda tüm insanlığı karanlıklardan aydınlığa, cehaletten ilme, zulümden adalete, kölelikten eşitliğe, onursuzluktan insan haysiyet ve şerefine yükselten bir milattır. Bu itibarla olaydan yıllar sonra Hz Ömer’in halifeliği esnasında Hz. Muhammed’in hicret ettiği yılın 1 Muharremi hicri takvim için takvim başlangıcı olmuştur.</p>
<p>Muharrem ayı, hicri takvimin başlangıcı olması yanında, insanlık tarihi açısından da dini ve sosyal öneme sahip birçok olayın yaşandığı zaman dilimi olması yönüyle büyük bir değere sahiptir. Bu ay isminden de anlaşılacağı üzere Cenabı Hakk’ın Kur’an’da belirttiği gibi haram aylar içerisindedir. Gerek İslamdan önce gerek İslamdan sonra bu ay içerisinde kötü fiilleri işlemek yasak addedilmiştir. Muharremin 10. günü aşure günüdür. Bu günün öncesi ve sonrasıyla birlikte oruçlu geçirilmesi büyük bir sevaba vesiledir. Hz. Hüseyin’in şahadetiyle sonuçlanan kerbela olayı da bu ayda vuku bulmuştur.</p>
<p>Peygamberimiz (sav) “<strong>Hata ve günahları terk eden kimsenin hakiki muhacir olduğunu</strong>” (İbn Mace) haber vererek, hicretin zamanının ve mekânının olmadığını belirtmiştir. Bu yönüyle müslümanın yaşadığı süre içerisinde kendini günaha sürükleyecek her türlü fenalıktan uzak kalması onun için hicret olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v) hicretin sevabını alamadığını düşünen bir sahabenin sorusuna: <strong>“Hicret gizlisiyle açığıyla bütün çirkin işleri terk etmen, namazı kılman zekatı vermen demektir. Bunları yaparsan bulunduğun yerde de ölsen sen muhacirsin’’</strong>(Ahmed Bin Hnbel) diyerek iyiliklerin peşinde olup, kötülüklerden kaçınmanın hicret olduğunu beyan etmiştir.</p>
<p>Hicret, Peygamberin ve ashabının yaşadıklarıyla tarihen bitmiş bir olay ise de, mana yönüyle hala devam etmektedir. Çünkü hicretin farklı bir anlamı da Allah’a eş koşmak gibi çirkin davranışlardan uzak durmak, bulunduğu durumu terk edip başka bir konuma geçmek olarak ifade edilir. Bu yönüyle hicret hiç bitmeyen bir süreçtir. Zira Peygamberimiz (s.a.v):<strong> “Hicret tövbe kabul olduğu sürece sona ermez. Tövbe ise güneş batıdan doğuncaya kadar makbüldür.”</strong> (Müsned) diyerek, günahlardan sakınmanın, İslamı yaşama gayreti içinde olmanın da hicret olduğunu haber vermiştir.</p>
<p>Kişinin her daim nefis ve şeytanın telkinlerini terk edip, Allahın emrine sarılması, onları yaşamaya çalışması kendi hicreti olacaktır. Bulunduğumuz yerde daha iyinin, daha güzelin, daha faziletli olanın peşinde koşmaya ve hicret eylemi içerisinde olmaya çalışmalıyız. Çünkü müslümanca yaşamamıza mani olan her şeyi terk etmek hicrettir. Bu münasebetle <strong>Erdemli</strong> İlçe Müftülüğü Olarak hicri yılbaşınızı tebrik eder, her daim iyiliklerimize engel olan manialardan kurtulup nice hicretlere kapı aralamanızı diliyoruz. <strong>“İman edipte hicret edenler ve Allah yolunda  mallarıyla canlarıyla cihat edenler derece olarak daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır” </strong>(Tevbe.9/10)</p>
<p align="center">
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3070&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (25.11.2011)"  title="CUMA SOHBETLERİ (25.11.2011)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3070</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (18.11.2011)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3053</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3053#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 06:46:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Orada]]></category>
		<category><![CDATA[Yere]]></category>
		<category><![CDATA[Zemin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3053</guid>
		<description><![CDATA[HER NEFESTE SINAV           Deprem bölgesinde gezerken insanlar, “binalar deyim yerindeyse rükûa gittiler, secde ettiler” diyorlardı. Bir o yana, bir bu yana savrulmuşlar ve her savruluşta biraz daha bina haysiyetinden sıyrılmışlardı. Evet, adı üstünde birer “enkaz”a dönüşmüşlerdi.           İnsanlar, “depreme dayanıklı bina”yı yeniden tanımlama arayışına girdiler. Buna göre, depreme dayanıklı bina inşa etmek için demirin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">HER NEFESTE SINAV</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Deprem bölgesinde gezerken insanlar, “binalar deyim yerindeyse rükûa gittiler, secde ettiler” diyorlardı. Bir o yana, bir bu yana savrulmuşlar ve her savruluşta biraz daha bina haysiyetinden sıyrılmışlardı. Evet, adı üstünde birer “enkaz”a dönüşmüşlerdi. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsanlar, “depreme dayanıklı bina”yı yeniden tanımlama arayışına girdiler. Buna göre, depreme dayanıklı bina inşa etmek için demirin ölçülerine riayet gerekiyordu. Demirin üzerine yüklenen sorumluluğu taşıyabilmesi için hem cevherin kalitesi önemliydi, hem miktarı&#8230; Üstelik bulunacağı her yer için, ayrı bir kıvam gerekliydi. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sonra çimentonun, tuğlanın ölçülerine riayet lazımdı&#8230; İçi boş tuğlalardan depreme dayanıklı bina üretmek mümkün değildi. Kullanılan kumun kalitesi de önemliydi. Ayrıca tuğlaları birbirine tutturacak kıvamda harç lazımdı. Harcın çimentosu-kireci yetersizse, ilk sarsıntıda sapır sapır dökülürdü duvarlar&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sonra sağlıklı bir zemin araştırması gerekiyordu. Zemin sağlam olmazsa, kullanılan diğer malzemeler ne kadar iyi seçilmiş olursa olsun, orada depreme dayanıklı bina inşa etmek mümkün olamıyordu. Deprem binayı yakasından tutup yere çalıyor, birkaç katını toprağa gömüyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sonra kullanılacak tüm malzemelerin ahenkli bir kompozisyonunu sağlayacak projeye ihtiyaç vardı.       Sonra da “usta”ya ihtiyaç vardı&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Deprem, binaların sınav alanı idi&#8230; İlk darbede dökülenler vardı, ayakta kalmak için direnenler vardı&#8230; Enkaza dönüşenler vardı, hâlâ ayakta ve hâlâ yaşayanlar vardı. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan, evrenin en mükerrem varlığı. Bir bakıma evren, onun hizmetine sunulmuş. Ama insan için de sınav söz konusu. Bir bakıma, binalardan çok daha hareketli bir sınav alanında yaşıyor insan. Âdeta her adımda, her nefeste sınavdan geçiyor&#8230; Gözün her bakışında, kalbin her atışında sınavda… Dizlerini titreten sınavlar, kalbini zonklatan sınavlar&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan nasıl ayakta kalır bu sınavlarda? Nasıl enkaza dönmez? Bir ölçü var mı insan için, yaşayacağı depremler karşısında onu ayakta tutacak? Elbet var. Olmalı. Eğer evren onun hizmetine sunulmuşsa ve hayat bir sınav süresi ise, bu sınavda onu dirençli kılacak ölçüler olmalı. Tüm evrenin özüne yerleştirilmiş ölçüler var. Hangisini zorlasanız, bir biçimde bedelini ödetecek ölçüler bunlar&#8230; Göğün ölçülerini bozarsanız, güneşin ölçüleri de bozuluyor, sonra dünyanın, sonra insanın ölçüleri&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Evrenin merkezinde yer alan insanın ölçüleri olmaz mı ve onlar göz ardı edildiğinde, insan için bir kıyamet birikimi hazırlanmaz mı?</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          “Rahman ölçüyü vaz’etti, buyuruluyor Kur’an’da&#8230; Ölçüde haddi aşmayın, ölçüden şaşmayın, deniyor. Ölçüyü adaletle ikâme edin.” (Rahman, 7-9.) Ölçü var insan için.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          “Allah’ı bilme, O’na kulluk şuuruna ulaşma” gibi evrenin ve insanın yaradılış gayesi temeline oturan bir “insan kişiliği”ni, gergef gergef dokuyacak ölçüler var&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Bilenlerle birlemeyenler hiç bir olur mu? Ya zina edenle etmeyen? Ya çalanla çalmayan? Ya yalan söyleyenle söylemeyen? Ya ekini ve nesli harap edenle etmeyen? Ya Allah yoluna gideni alıkoyanla, insanları O’na çağıran&#8230; Ya uyuşturucu müptelası olanla olmayan? Ya Allah’a gerçekten kulluk edenle, isyan eden? </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Şehirlerin kıyameti var. Kadının, çocuğun, ailenin kıyameti var. Toplumların kıyameti var. İnsanın kıyameti var ve tüm insan neslinin kıyameti var. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan için ölçüler koymuş Yaratan. Elin ölçüsü, onu “günah-suç” alanında kullanmamayı öngörüyor. Çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, insanı ve evreni ifsat edecek bir eyleme sokmayacaksın&#8230; Ayağın ölçüsü var; onunla “günah-suç” alanında yürümeyeceksin&#8230; Gözün ölçüsü var; onunla haram olanı görmeyeceksin. Kulakla, günah işlemeyeceksin&#8230; Başkasının sırrını araştırmayacak, yaratılış gayesine aykırı seslerle doldurmayacaksın onu. Ve kalp, eğer Yaratan, “O ancak Allah’ı anmakla doyuma erer, mutmain olur” diye bildirmişse, (Râd, 28.) onu ancak Onunla hemhal edeceksin. Kalbi yormayacaksın. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan, iç ve dış savruluşlarla yıkılmayacak insan bu. İdeal insan projesi bu. Bu projenin mimarı, onu </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">Yaratan varlık. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Ancak, bu insanı inşa etmek için iki şey daha gerekli; biri usta, diğeri sağlıklı zemin&#8230; Usta, yani ilahî projeyi alıp, insan bedenine taşıyan önderler&#8230; Peygamberler ve onların çizgisini sürdüren Allah dostları&#8230; Bütün çağlarda, sosyal, siyasi, iktisadi, beşerî depremlere karşı dirençli insanı onlar inşa ettiler. Kendi çıkarlarını aşan, Allah için yaşayan ve bir başka dünyada yaptığının her zerresinin hesabını verme hassasiyetine sahip insan, </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">“Rabbani insan” peygamberlerin ve Allah dostlarının kutlu ellerinde biçimlendi. Ve diğeri, yani sağlıklı zemin&#8230; İlahî ahitlere sadakat gösterilmeyen zeminlerde, insanı ayakta ve Rabbani kişiliği ile tutmak zor. Allah “Sadıklarla birlikte bulunun” diyor. (Tevbe, 119.) Yani, birbirine yalan söylemeyen, Allah’a karşı yalan söylemeyen, Allah’la ahitlerini bozmamış insanlardır, toplumlardır dirençli insanın varoluş, ayakta duruş zemini&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Sanıyorsak ki, sadece tabiat, yani elle tutup gözle gördüğümüz alan gerçektir, onun ötesinde gerçeklik yoktur, büyük bir yanılgı içindeyiz. İnsanın, bedenden öte bir yanı var ki, belki her şeyin anlamı ona bağlı. İşte orada dirilik ve direnç inşa etmek lazım. “La havle velâ kuvvete illâ billah-Güç ve kuvvet ancak Allah’ın lütfu iledir” Bir tek nefesin sorumluluğunun farkına varmadan ve bir tek nefesi ikram eden Yüce Varlığın, tarif ettiği insana ulaşmadan, depremlerden korunmak mümkün değil.</span></p>
<p align="right"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">(Diyanet Aylık Dergi Kasım 2011 Ahmet TAŞGETİREN)</span></strong></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">SABIR VE TESLİMİYET</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan, yaratılışı gereği, sevgiyi üzüntüyü, kederi sevinci, felaketi neşeyi birlikte yaşayabilen bir varlıktır. Hayatı boyunca sevincine vesile olan birçok olayla karşılaştığı gibi, üzülmesine yol açacak olaylarla da yüz yüze kalır. Diğer canlılar gibi o da fiziksel ve ruhsal sıkıntıların yanı sıra, doğa olaylarından, diğer canlılardan veya hemcinslerinden gelecek tehlikelere muhataptır ve bunlara karşı tedbirli olmak zorundadır. Çünkü o, yaşadığı dünyayı imar etmek, insanlığı ihya etmek ve ahiretini mamur etmekle yükümlüdür. Başına gelebilecek tehlikelere karşı elinden gelen bütün tedbirleri aldıktan sonra maruz kaldığı kaçınılmaz felaketlere önce sabır, sonra azim ve irade silahıyla mukabele edecektir. Onun lügatinde pes etmek değil, sabır ve tevekkül vardır. O, musibetlerin bir imtihan olduğunu yüce Allah’ın hitabıyla öğrenmiştir. (Bakara, 155.)Elde ettiği başarıların da karşılaştığı sıkıntı ve felaketlerin de bu imtihanın bir parçası olduğunun farkındadır. Yarattığı insanın zaaf noktalarını en iyi bilen Cenab-ı Hak, “insana bir zarar dokunduğunda kendisine yalvardığını, sonra ona bir nimet verdiğinde, bu, bana bilgim sayesinde verildi dediğini, hâlbuki bunun bir imtihan olduğunu, fakat insanların çoğunun bunu bilmediklerini” beyan etmektedir.(Zümer, 49.) Mümin, bu sınavı başarıyla vermek ve Hz. Peygamber’in ifadesiyle, eğilse bile yıkılmamak zorundadır. Sevgili Peygamberimiz, müminle kâfirin mukayesesini yaptığı bir hadislerinde, bela karşısında mümini, rüzgârda eğilse bile yıkılıpkırılmayan yeşil ekine, kâfiri ise, sert bir rüzgâr karşısında kırılan ya da kökünden devrilen bir ağaca benzetmiştir. (Buhari) </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Bilindiği gibi Mekke döneminde, müşriklerin amansız baskılarına, ekonomik ve sosyal ambargolarına, öldürme teşebbüslerine karşı bir avuç müminle sabredip direnen ve bu arada gerekli tedbirleri de alarak düşmanlarının hesaplarını boşa çıkaran sevgili Peygamberimiz, daha sonra muzaffer bir komutan olarak Mekke’ye girdiğinde, kendisine ve arkadaşlarına yapılanların intikamını almaya kalkışmamış, çektiği acıları, başkalarına acı çektirerek telafi etmemiştir. O kendisini taşlayıp elini yüzünü kan içinde bırakanlara bile, bir yandan yüzündeki kanı silerken, diğer yandan, “Ya Rabbi! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.” (İbn Mace) diyerek hayır duada bulunmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Peygamber Efendimiz, musibete maruz kalan müminleri teselli eder, bu meyanda sık sık hasta ziyaretine giderdi. Bir gün, kabir başında ağlamakta olan bir kadının yanına uğrayan Peygamber Efendimiz, “Allah’tan kork ve sabret” deyince, onu tanımayan kadın, “git başımdan, sen benim musibetimi tatmadın” karşılığını verdi. Daha sonra onun Allah’ın elçisi olduğu kendisine hatırlatılınca büyük bir üzüntüyle kendisinden özür dileyen kadına Peygamberimiz, “sabır, musibetin ilk darbesinde (başa geldiği ilk anda) yapılan sabırdır”(Buhari)diyerek, acının tazeliğini koruduğu anda gösterilecek sabrın önemine işaret etmiştir. Böylece sevgili Peygamberimiz bir yandan, sıkıntıya maruz kalmış kimseleri teselli edip onların acılarını paylaşmanın insani bir görev olduğunu hatırlatırken, diğer yandan o felaketi yaşayanların gösterebilecekleri doğal tepkilerin anlayışla karşılanması gerektiğini öğretmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Peygamber Efendimiz, musibetler karşısında, Cahiliye insanının takındığı yanlış tavır konusunda da ashabını uyarmış, örneğin, kadınlardan biat alırken, “bir musibet karşısında, yüzlerini dövüp tırmalamamaları, feryat figan etmemeleri, yakalarını bağırlarını yırtmamaları ve saçlarını başlarını yolup dağıtmamaları” hususunda söz almıştır. (Ebu Davud)O, bunun yerine Kur’an’ın emri olan sabrı ve Allah’a teslimiyeti tavsiye etmiştir. Çünkü Allah, “sabredenlerin, başlarına bir musibet geldiğinde ’biz Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz’ (innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) dediklerini” (Bakara, 156.) haber vermektedir. Allah Rasulü de bir hadislerinde, “Müminin işine şaşılır. Çünkü onun bütün işleri hayırdır ve bu sadece mümine özgüdür. Kendisine bir varlık (nimet) isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur, bir zarar isabet ederse sabreder, bu da onu için hayır olur.” (Müslim)buyurarak, Allah’tan gelene şükür, sabır ve teslimiyetin müminin özelliği olduğunu vurgulamıştır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">ÖĞRETMENLER GÜNÜ</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yüce dinimiz İslam; ilme, okumaya, yazmaya, öğrenmeye ve öğretmeye çok büyük önem vermekte, bilgiyi ve bilgini övmekte, cehâleti ise kesin bir dille yermektedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de şöyle buyurmuşlardır:</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">“Ben (size dininizi öğretmek için) bir öğretmen olarak gönderildim.” (İbn Mâce)</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Yüzyıllar öncesinde Socrates, öğretmenin ve öğretmenliğin önemini, “Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü onun eseri hem her şeydir hem de hiçbir şeydir.” Diye belirtmektedir. Sınırları okul ve sınıf duvarlarıyla çizilemeyecek, zil ile başlayıp bitmeyecek kadar ağır bir sorumluluk gerektiren bu kutsal görev, tarih boyunca da, “bilgelik mesleği” olarak kabul edilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnancımız, geleneklerimiz, kültürümüz, medeniyetimiz ve insani değerlerimiz, sevgiyle bilgiyi birleştiren ve kendinde var olanı hiçbir karşılık beklemeden öğrencileriyle paylaşan öğretmenlerimize hak ettikleri değeri vermemizi gerektiriyor.</span></p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3053&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (18.11.2011)"  title="CUMA SOHBETLERİ (18.11.2011)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3053</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MERSİN YANGIN VANALARI İLE DONATILIYOR</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3041</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3041#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 13:37:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Dedi]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Edip]]></category>
		<category><![CDATA[Fabrikalar]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[kamil]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Nbsp]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak]]></category>
		<category><![CDATA[Su Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Konut]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3041</guid>
		<description><![CDATA[MESKİ Genel Müdürlüğü, içme suyu şebeke yenileme çalışmaları ile birlikte muhtemel yangın olaylarına karşı da mahallelerin değişik sokaklarına belirli aralıklarla yangın hidrantları (vanası) konulduğunu açıkladı. &#160; MESKİ Genel Müdürlüğünün gerçekleştirdiği içme suyu alt yapı tesislerinden bir kısmını yangın hidrantları oluşturduğunu belirten Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MESKİ) Genel Müdürü M.Kamil ÜLGEN, &#8220;Yangın hidrantları bir yangın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MESKİ Genel Müdürlüğü, içme suyu şebeke yenileme çalışmaları ile birlikte muhtemel yangın olaylarına karşı da mahallelerin değişik sokaklarına belirli aralıklarla yangın hidrantları (vanası) konulduğunu açıkladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MESKİ Genel Müdürlüğünün gerçekleştirdiği içme suyu alt yapı tesislerinden bir kısmını yangın hidrantları oluşturduğunu belirten Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MESKİ) Genel Müdürü M.Kamil ÜLGEN, &#8220;Yangın hidrantları bir yangın sonrasında endüstriyel tesisler, fabrikalar, orman arazileri ve toplu konut alanlarına anında müdahale sağlayan önemli bir ekipmandır. Yangına müdahalenin ana kuralı, anında ve büyümeden müdahalede bulunmaktadır. MESKİ Genel Müdürlüğü olarak, Mersin Şehri dahilinde yaptığı içmesuyu borusu yenileme çalışmaları sırasında yenilenmiş olan içmesuyu şebekesi üzerine eş güdümlü olarak yangın hidrantları monte etmekteyiz.&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mersin şehri dahilindeki mahallelerde monte edilen yangın hidrantları Mahalle halkı olası bir yangın halinde itfaiyeyi beklemeden kendi imkanları ile yangını söndürmeye hazır hale geldiği ifade eden Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MESKİ) Genel Müdürü M.Kamil ÜLGEN, yangına müdahale öncesi ve yangın sırasında itfaiye araçlarının su sorunu yaşamamaları için yeraltı ve yerüstü olmak üzere toplam 336 adet yangın hidrantı monte edildiği kaydetti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mersin’imizde meydana gelebilecek yangınlara en kısa sürede müdahale edip can ve mal kaybını en az seviyeye indirmek için sokak aralarında ve belli noktalardan oluşan 336 adet Yangın Hidrantı yerleştirildiğinin altını çizen M.Kamil ÜLGEN bu sayının her geçen gün artacağını, yapılan yangın hidrat’larının önüne vatandaşlarımızın araçlarını park etmemelerini ve bu konuda son derece duyarlı olmalarını bekliyoruz. Ayrıca bazı mahallerde çocukların  yangın hidrantlarını kırdıklarını tespit ettik. Kırılmış bir hidrantın yangın anında mal ve can güvenliğini tehlikeye atacağının unutulmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ÜLGEN, “Yangın Hidratlarının projeler bazında yapımı tamamlandıkça Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığına bildiriyoruz. Ayrıca yukarıdaki yangın hidratlarının dışında, Mersin’imizin değişik mahallelerinde daha önceden monte edilmiş toplam 50 adet yangın hidrantı bulunmaktaydı. Bu bulunan hidrantların da tamir edilmesi ile birlikte Mersin genelinde yeraltı ve yer üstü olmak üzere toplam hidrant sayımız 386 âdete ulaştı. Gerekli görülen mahallelerimiz de hidrant çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” dedi.</p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3041&type=feed" alt=" MERSİN YANGIN VANALARI İLE DONATILIYOR"  title="MERSİN YANGIN VANALARI İLE DONATILIYOR" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3041</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2012 YILI  VERGİ TARİFESİ</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3039</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3039#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 13:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Cm3]]></category>
		<category><![CDATA[Damga Vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[fatura]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[Lira]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[motorlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mtv]]></category>
		<category><![CDATA[Nbsp]]></category>
		<category><![CDATA[Nun]]></category>
		<category><![CDATA[Oranda]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobiller]]></category>
		<category><![CDATA[pasaport]]></category>
		<category><![CDATA[Resmi Gazete]]></category>
		<category><![CDATA[Temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Trafik]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Zam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3039</guid>
		<description><![CDATA[Resmi Gazete&#8217;de, Vergi Usul Kanunu&#8217;nun, yeniden değerleme oranının ekim ayında (ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre TÜİK ÜFE Genel Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı olduğu ve bu oranın Maliye Bakanlığınca Resmi Gazete ile ilan edileceğine ilişkin hükme atıfta bulunuldu. &#160; Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranının 2011 yılı için yüzde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Resmi Gazete&#8217;de, Vergi Usul Kanunu&#8217;nun, yeniden değerleme oranının ekim ayında (ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre TÜİK ÜFE Genel Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı olduğu ve bu oranın Maliye Bakanlığınca Resmi Gazete ile ilan edileceğine ilişkin hükme atıfta bulunuldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranının 2011 yılı için yüzde 10,26 olarak tespit edildiği ve aynı oranın 2011 yılına ait son geçici vergi dönemi için de uygulanacağı duyuruldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İŞTE YENİ ORANLAR</p>
<p>Motorlu taşıtlar vergisi (MTV), damga vergisi, çevre temizlik vergisi, harçlar, trafik ve vergi cezaları, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yüzde 10,26 oranında artacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durumda 1-3 yaş grubunda yer alan ve motor silindir hacmi 1300 cm3&#8242;e kadar olan otomobillerin halen 436 lira olan motorlu taşıtlar vergisi, yılbaşında 480,7 liraya çıkacak. Motor silindir hacmi 1301 cm3 ile 1600 cm3 arasındaki otomobillerin vergisi de 697 liradan 768,5 liraya yükselecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Damga vergisindeki maktu tutarların yeniden değerleme oranı kadar arttırılması durumunda da, yıllık gelir vergisi beyannamelerindeki damga vergisi 9,14 lira olacak. Bu miktar, makbuz senetlerinde 11,75 lira olarak uygulanacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Harçların da aynı oranda zam görmesiyle birlikte 1 yıllık pasaport harcı yeni yılda 102,3 liradan 112,79 liraya çıkacak. B sınıfı sürücü belgesi harcı 278,25 lira olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>PASAPORT HARCI</p>
<p>Yeni yılda vatandaşlar 6 aylık pasaport harcı için 77,7, bir yıllık pasaport harcı için 112,8, 2 yıllık için 184, 3 yıllık için 261,2, 3 yıldan fazla süreli pasaportlar için 368 lira pasaport harcı ödeyecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeni yılda, fatura ve gider pusulası vermeyenler ve almayanlar devlete, 187,4 lira ceza verecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1-3 yaş grubu araç sahipleri, motor gücü 1.3 olan otomobiller için 480,7 lira, motor tipi 1.3-1.6 otomobiller için 768,5 lira motorlu taşıt vergisi (MTV) ödeyecek. Motor gücü 2000 santimetreküpden fazla olan otomobiller için ise 3 milyar 194,2 lira MTV ödenecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kırmızıda geçenler, 154,4 lira ödeyecek</p>
<p>Yeni yılda trafik cezaları da yüzde 10,26 oranında artacak. Kırmızı ışıkta geçenler 154,4, alkollü araç kullananlar-ilk yakalanmada 650,5, ikinci yakalanmada 814,8 lira ceza ödeyecek. Hız sınırlarını yüzde 30&#8242;a kadar aşan sürücüler 154,4, yüzde 30&#8242;dan fazla aşanlar ise 319,8 lira ceza verecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ehliyet almak isteyenler, B sınıfı sürücü belgesi için 278,2, uluslararası sürücü belgesi almak isteyenler 185,5 lirayı gözden çıkaracak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emlak vergisi değerleri de yükseliyor</p>
<p>Bu arada, emlak vergisine tabi değerler, 2012 yılında, yeniden değerleme oranının yarısı kadar artış görecek. Böylece, ev sahipleri emlak vergisini yüzde 5,1 zamlı ödeyecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Veraset ve intikal vergisiyle ilgili istisnalar ve dilimler de yeni yılda yeniden değerleme oranı kadar artacak.</p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3039&type=feed" alt=" 2012 YILI  VERGİ TARİFESİ"  title="2012 YILI  VERGİ TARİFESİ" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3039</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (11.11.2011)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3018</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3018#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 07:11:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alanda]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Asla]]></category>
		<category><![CDATA[Bana]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bizi]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hemen]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Seni Bekliyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3018</guid>
		<description><![CDATA[ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK           Bir genç, peygamberliğinden önce Allah Resûlü ile bir alışveriş yapar, biraz beklerse borcunu hemen getireceğini va’dederek oradan ayrılır, fakat verdiği sözü unutur. Üç gün sonra hatırlayıp konuştuğu yere geldiğinde ise, Efendimizi aynı yerde beklerken bulur. Kutlu Nebi, bu yaptığı karşısında kendisine serzenişte bulunmayıp sadece; “Ey delikanlı! Bana zahmet verdin, üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div dir="ltr">
<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          Bir genç, peygamberliğinden önce Allah Resûlü ile bir alışveriş yapar, biraz beklerse borcunu hemen getireceğini va’dederek oradan ayrılır, fakat verdiği sözü unutur. Üç gün sonra hatırlayıp konuştuğu yere geldiğinde ise, Efendimizi aynı yerde beklerken bulur. Kutlu Nebi, bu yaptığı karşısında kendisine serzenişte bulunmayıp sadece;<em><strong> </strong></em><strong>“Ey delikanlı! Bana zahmet verdin, üç gündür burada seni bekliyorum.”</strong><em><strong> </strong></em>der. Çünkü söz verilmişti sözünden asla dönmeyene. O’na düşense beklemekti. Bekledi de…</span><br />
          Fatiha Suresi’ni her gün namazlarımızda okumakta ve Yüce Rabbimize <strong>“bizi doğru yola ilet”</strong> diye dua etmekteyiz değil mi? Ve biz mü’minler bilmekteyiz ki doğru yola, kurtuluşa ulaşmak ancak dinin emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmakla; özü sözü bir, güvenilir Peygamber (s.a.s)’in güvenilir ümmeti olmakla mümkündür.<br />
          Her alanda bizlere örnek olan Peygamber Efendimiz (s.a.s), dürüstlük konusunda da sözleri ve yaşantısıyla örnek olmuştur. “Cahiliye dönemi” diye isimlendirilen; kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, her türlü ahlaksızlığın baş gösterdiği bir toplumu yirmi üç sene gibi kısa bir sürede değiştirerek üstün meziyetlerle donanmış örnek bir toplum haline getirmesinin altında yatan sırlardan biri de O’nun bu dürüstlüğüdür. Öyle ki, daha peygamberlik vazifesi verilmeden önce bizzat düşmanları tarafından <strong>“Muhammedül-Emin”</strong><em> </em>diye isimlendirilmiştir.<br />
          Dürüstlük, sadece sözde dürüstlükten ibaret değildir. Mü’min; <strong>“Ameller niyetlere göredir”</strong><em> </em><strong>“Müslüman, insanların elinden, dilinden güvende oldukları kişidir”</strong> nebevi düsturlarını hayatının her anında ve her alanında kendisine rehber edinmelidir.<br />
         Mü’min, Rabbine olan sarsılmaz imanıyla güvende olan, sahip olduğu olgun kişiliği ile de güven duyulandır. Dünyanın geçici ve süfli emellerine aldanmayandır mümin. Mü’min, olduğu gibi görünüp; göründüğü gibi olan, çevresinde sevilip sayılandır. Mü’min, özü sözü farklı olanların, bu özelliklerini değiştirmedikleri müddetçe münafıklıktan bir haslete sahip olduklarını, münafıkların ise en şiddetli azaba maruz kalacaklarını aklından<strong> </strong>çıkarmayandır.<br />
          Eşyanın hissiyata galebe çaldığı, gündelik ilişkilerin sunileşmeye yüz tuttuğu şu zamanda doğruluğa, dürüstlüğe o kadar çok ihtiyacımız var ki. Bazen çok basit menfaatler uğruna işimize geldiği gibi çıkıveriyor sözcükler ağzımızdan. Oysa Yüce Rabbimiz: <strong>“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.”</strong><em><strong> </strong></em>Buyurmuyor mu? Gönüller sultanı Şanlı Nebi (a.s): <strong>“Allah’a iman ettim de sonra da dosdoğru ol”</strong><em><strong> </strong></em>diye öğütlemiyor mu bizlere?<br />
          O halde gelin doğru olalım, doğrularla olalım; eğilip bükülmeden “elif” gibi dimdik duralım.</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Times New Roman;">TERÖR VE TEFRİKANIN ZARARLARI</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;">          İnsan, toplum içerisinde yaşayan bir varlıktır. Toplu halde yaşayan insanlar arasında huzur ve mutluluğun sağlanabilmesi için bireylerin hak ve yükümlülüklerini bilmeleri, gereğini yerine getirmeleri gerekir. Toplumun huzur ve mutluluğunu tehdit eden unsurların başında terör ve anarşi gelmektedir.</span><br />
          Terör; etrafa korku salmak, yıldırmak, sindirmek, öldürmek, yaralamak, tahrip etmek suretiyle insanları mal, can, namus gibi maddi ve manevi değerlerinin tehlike içinde olduğuna inandırmak, güvenliği ortadan kaldırmaktır.<br />
          Dünyayı sarsan savaşlar, anarşi ve terör eylemleri, şiddet içerikli etkinlikler, ölen masum insanlar, sönen binlerce ocak, kimsesiz ve çaresiz nice çocuklar teröre kurban giden kadınlar ve yaşlılar maddi ve manevi zararlar, kaybedilen zamanlar, dini ve tarihi miraslarımız.<br />
          Din, insanın hem dünyada hem de ahiret hayatında kurtuluşa ermesini, kendisi ile Yaratanla ve çevreyle barış içerisinde yaşanmasını, kalıcı huzur ve mutluğu elde etmesini hedeflemektedir.<br />
          Bunu gerçekleştirmek için, insanı sadece inanç ve ibadet esaslarına yönlendirmekle yetinmeyip, adalet, doğruluk, dürüstlük, saygı, yardımlaşma, her türlü kötülükten uzak durma, kendisi için istediğini kardeşi için de isteme ve onu sevme gibi temel erdemleri insan hayatında hâkim kılmaya çalışmaktadır.<br />
          Bütün ilahi dinler insanları barış güven ve kardeşlik içinde yaşamaya, hak ve hukuka saygılı olmaya davet etmiştir. Kişinin ve toplumun huzurunu hedef edinen ve yüce Allah’ın insanlığa, son bir kurtuluş reçetesi olarak sunduğu İslam Dini, barış, kardeşlik ve huzur dinidir. Hiçbir şekilde anarşi ve teröre onay vermemektedir. Birlik beraberlik ve barış içerisinde yaşamayı emretmektedir.<br />
          Peygamberimizin hadisi şeriflerinden birkaç örnek vermek istiyorum. <strong>“Müslüman, insanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.” (Tirmizi) “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ihanet etmez, yalan söylemez ve onu sıkıntıda bırakmaz. Her Müslümana diğer müslümanın kanı, canı, namusu ve malı haramdır. Takva işte buradadır yani (Kalpdedir). Bir kimsenin Müslüman kardeşini hor görmesi kendisine yapacağı kötülük olarak yeter.” (Buhari) </strong><br />
          <strong>“Hepiniz birden Allah’ın ipine (Kur’an’a) sarılın, parçalanıp bölünmeyin.” (Al-i imran.103) “Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası içinde kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa.93) </strong></p>
<p>          Barış ve sevginin olmadığı yerde huzur, bolluk ve bereketten söz edilemez. Hz. Âdem’den beri gönderilen tüm peygamberler barışı tavsiye etmiş, tüm ilahi dinler, barışı emretmiştir.<br />
          Çocuklarımızı ve gençlerimizi anarşi ve terör belasından korumamız ve iyi eğitmemiz bizim en önemli görevlerimizdendir. Bu hususta herkese sorumluluk düşmektedir.<br />
          Kur’an-ı Kerim’de insanlığa barışı tavsiye eden yaklaşık 150 ayet bulunmaktadır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmuştur. <strong>“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin sakın şeytanın peşinden gitmeyin çünkü o apaçık düşmanınızdır.” (</strong>Bakara : 208)<br />
          İlerlemenin ve mutluluğun yolu; terör ve tefrikadan, bölücülükten değil, birlik, beraberlik ve sevgiden geçer.</p>
<p align="center"><strong>ORGAN NAKLİ</strong></p>
<p>          Hasta kimsenin hayatını veya hayatî önem taşıyan bir organını kurtarmak için, alternatif bir tedavi yöntemi bulunmazsa şu şartlar çerçevesinde kendisine organ nakli yapılabilir:</p>
<p>          Organ naklinden başka çaresinin olmadığı, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından bildirilmiş olmalıdır. Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin güçlü kanaati bulunmalıdır. Organ veya dokusu alınacak kişi sağlığında buna izin vermiş olmalı veya hayatta iken aksine bir beyanı bulunmamalı ve bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olmalıdır. Alınacak organ veya doku karşılığında ücret alınmamalıdır. Tedavisi yapılacak hasta da kendisine yapılacak bu nakle razı olmalıdır.</p>
<p align="center"><strong>VATAN SEVGİSİ: İMANLI OLMANAN BİR ALAMETİ</strong></p>
<p><span style="font-family: Calibri;">          Vatan sevgisi, Allah Teâlâ’nın insanın fıtratına yerleştirdiği bir duygudur. İnsanın doğup büyüdüğü, hayatının en güzel yıllarını geçirdiği, sevdiklerinin ve aynı dini, dili, kültürü paylaştığı insanların yaşadığı yer olan vatanını sevmesi, haktan öte bir vazife olarak görülmelidir. Vatan sevgisini imandan bir parça olarak gören anlayış da bu düşüncenin bir eseridir.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri;">          Vatan insanın huzur bulduğu, kendini güvende hissettiği yerdir. Bu yüzden vatan sevgisi, onu koruma bilincini de beraberinde getirir ve her vatansever canı pahasına bile olsa vatanını savunur. Çünkü vatan ‘uğrunda ölüm göze alınan toprak parçasıdır’.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri;"> </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Calibri;">PEYGAMBERİMİZİN HOŞGÖRÜSÜ</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Calibri;">          Hoşgörü; tolerans ya da müsamaha göstermek, farklı inanç ve anlayışa sahip kimselerin varlığından rahatsızlık duymama halidir. İslam tarihi, hoşgörü kültürü açısından güzel örneklerle doludur.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri;">           Peygamberimiz, insanlara daima hoşgörüyle yaklaşarak gönüllerini fethetmiştir. Hoşgörü, onun hayatında yer tutan önemli bir davranış ve anlayış biçimidir. Farklı din mensuplarına inanç ve ibadet özgürlüğü tanıması, mescidinde onların ibadetlerine izin vermesi hoşgörü adına güzel örneklerdir. Necran’dan Rasûlüllah’ı ziyarete gelen 60 kişilik Hristiyan heyetini, Mescid-i Nebevi’de ağırlamış, onların mescitte ayinlerini yapmalarına dahi izin vermiştir. Hz. Peygamber, sahabeden bu duruma itiraz edenleri de susturmuştur. (Hamidullah, İslam Peygamberi, I, 620)</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri;"> </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Calibri;">KUL HAKKI</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Calibri;">          Dinimizde başkalarının canlarına, mallarına, ırz ve namuslarına zarar verilmesi yasaklanmış; bunlara yönelik yapılan kötülükler, verilen zararlar kul haklarına tecavüz olarak değerlendirilmiştir. Kul hakkını ancak hak sahibi affeder; affetmediği takdirde, o kimsenin iyilikleri alınır, hak sahibine verilir; bunlar yeterli olmazsa, hak sahibinin günahları alınıp o kimseye yükletilir (Buhârî, Müslim,  Tirmizî). Peygamber (s.a.s.), kul haklarını ihlal eden kişiyi “müflis” olarak nitelendirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri;">          Müslüman Müslümanın din kardeşidir; ona yalan söylemez, ihanet etmez, kötülük yapmaz, onu aşağılamaz, kötülük edecek birinin eline terk etmez (Buhârî).</span></p>
</div>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3018&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (11.11.2011)"  title="CUMA SOHBETLERİ (11.11.2011)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3018</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA SOHBETLERİ (04.11.2011)</title>
		<link>http://www.erdemlihaber.org/?p=3010</link>
		<comments>http://www.erdemlihaber.org/?p=3010#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2011 08:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bayramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Insani]]></category>
		<category><![CDATA[Ismail]]></category>
		<category><![CDATA[Iyi]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Zemin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemlihaber.org/?p=3010</guid>
		<description><![CDATA[’ACILAR PAYLAŞTIKÇA AZALIR, SEVİNÇLER PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR’’           Geçmişten günümüze, içerisinde pek çok güzellikleri ve nice hikmetleri barındıran Kurban bayramıyla bir kez daha buluşmanın mutluluk ve heyecanını 6 Kasım Pazar günü yine yaşayacağız.           Bayramlar, giderek yitirdiğimiz sevgi, kardeşlik, paylaşma ve dayanışma gibi insani değerlerimizi yeniden kazanmamıza,  toplumda barış ve huzur ortamının yaygınlaşmasına, kulluk bilincimizin canlanmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>’ACILAR PAYLAŞTIKÇA AZALIR, SEVİNÇLER PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR’’</p>
<p>          Geçmişten günümüze, içerisinde pek çok güzellikleri ve nice hikmetleri barındıran Kurban bayramıyla bir kez daha buluşmanın mutluluk ve heyecanını 6 Kasım Pazar günü yine yaşayacağız.</p>
<p>          Bayramlar, giderek yitirdiğimiz sevgi, kardeşlik, paylaşma ve dayanışma gibi insani değerlerimizi yeniden kazanmamıza,  toplumda barış ve huzur ortamının yaygınlaşmasına, kulluk bilincimizin canlanmasına vesile olan müstesna zaman dilimleridir. Aynı zamanda bayramlar, gündelik hayatın yoğun koşuşturması içinde yalnızlaşan ve en yakınlarına bile zaman ayırmakta zorlanan günümüz insanının bir nebze olsun durup düşünmesine, kısır çekişmelerden, anlamsız kırgınlıklardan uzaklaşarak çevresindekileri fark etmesine, akrabalık ve komşuluk bağlarını kuvvetlendirmesine imkân sağlayan özel günlerdir. </p>
<p>          Bizlere, Hz. İbrahim ve İsmail’in sadakat ve teslimiyetini hatırlatan Kurban ibadeti, bir yandan kişinin Allah’a yakınlaşmasını simgelerken, diğer yandan toplumda kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma bilincinin gelişmesine, sevgi ve dostluğun yaygınlaşmasına zemin hazırlar. Ayrıca bu ibadeti bizler, kurban edilen hayvanın etinin veya kanının değil, Allah’a olan bağlılığımızın ve sadakatimizin O’nun katına ulaşacağını bilerek yerine getiririz.</p>
<p>          Her işimizi iyi ve güzel yapmamızı, tüm yaratılmışlara karşı merhametli olmamızı öğütleyen Yüce dinimiz, kurban kesme konusunda da aynı duyarlılıkla hareket etmemizi tavsiye etmiş, kurban edilecek hayvana eziyet yapılmamasını ve çevre sağlığının korunmasını insani bir ödev olarak bizlere yüklemiştir. Hepimiz bilmeliyiz ki, kurban ibadetinin hikmeti, kesilen kurbanının etini bizlerden daha fazla ihtiyacı olan kimselere ulaştırmakla, sahip olduğumuz nimet ve imkânları onlarla paylaşabilmekle ve neticede aramızdaki kardeşlik bağlarımızı güçlendirmekle gerçekleşir.</p>
<p>          Bayramların gerçek bayram olarak yaşanabilmesi için, başta aile büyüklerimiz olmak üzere bütün yakınlarımızı, komşularımızı, akraba ve dostlarımızı, hasta ve kimsesizleri ziyaret etmeliyiz. Bu kaynaşma ve paylaşma gününde, hiç kimseyi bu bayram coşkusunun dışında bırakmamaya özen göstermeliyiz. Çünkü bayram, toplumun bütün kesimleri tarafından paylaşıldığı oranda bayram olma özelliği kazanacaktır.</p>
<p>          Bu duygu ve düşüncelerle başta <strong>Erdemli</strong>’miz olmak üzere, tüm milletimizin ve bütün İslam âleminin Kurban bayramını tebrik ederken, Allah katında kurbanlarımızın makbul olmasını diler ve bayramın getirdiği kardeşlik, dayanışma ve kaynaşma ruhu ile tüm dünyanın barış, huzur ve esenlik içinde yaşamasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederiz.</p>
<p align="right"><strong><strong>Erdemli</strong> İlçe Müftülüğü</strong></p>
<p>          <strong><span style="font-size: small;">Kurban Bir İbadet midir Yoksa Gelenek midir?</span></strong></p>
<p>          Kurban bir gelenek değil, kitap ve sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir ibadettir. Kurban da zekat gibi Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şöyle buyruluyor: &#8220;Kurbanlık deve ve sığırlar, Allah&#8217;ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. O halde onları ön ayaklarından biri bağlı olduğu halde keserken üzerlerine Allah&#8217;ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz.&#8221;( Hacc, 36)<br />
          Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: &#8220;Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmamıştır. Şüphesiz ki o kesilen kurban kıyamet günü boynuzları ve kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş edin.&#8221;( Tirmizî, İbn Mâce)<br />
          Peygamberimiz kurbanı tavsiye ederlerken kendileri bizzat kurban keserek de örnek olmuşlardır. Müslim&#8217;in rivayetine göre Enes (r.a.) şöyle demiştir : &#8220;Allah&#8217;ın Resûlü, beyaz renkli iki koç kurban ederdi.&#8221; (Müslim)</p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong>         Kurban kesmenin amacı nedir?</strong></span></span></p>
<p>          Kurban ibadetinin  asıl amacı Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yakınlaşmayı arzu etmektir. Kurban kesen, Allah’a yaklaşmış ve O’nun hoşnutluğunu kazanmış olur. Bu ibadetin ruhunda Hakka yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun sembolik bir ifadesidir.</p>
<p>          İslam Dini; ferdi, ruhi-deruni hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı öngörürken; toplumlar için, birleştirici ve bütünleştirici bazı emir ve uygulamalar da getirmiştir. İslam dininin bu üstün özelliği, zekât, hac ve kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetlerde, daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ibadetler başlangıçtan bütün Müslüman toplumlarda, genel esasları ve özü hiç bir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan  devam etmiş ve yeni nesillere intikal ettirilmiştir.</p>
<p>          <span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong>Kimler kurban kesmelidir?</strong></span></span></p>
<p>          Kurban kesmek, âkil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslüman’ın yerine getireceği mali bir ibadettir. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80.18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah&#8217;ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakârlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir.</p>
<p>          <strong><span style="font-size: small;">Zengin olan karı-kocadan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">          </span>İbadetlerde sorumluluk bireyseldir. Bu nedenle, dinen zengin olan karı-kocadan her birinin ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir. Ancak İmam Malik’e göre aile reisi tüm aile efradı adına bir adet büyükbaş veya küçükbaş hayvan keserse bu yeterli olur.</p>
<p><span style="font-family: Calibri;"><strong>          <span style="font-size: small;">Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?</span></strong><strong></strong></span></p>
<p>          Yolcu kurban kesmekle mükellef değildir. Ancak kesmesi halinde sevabını kazanır. Sefer halinde iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden kurban kesmeleri gerekmez. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenler, kurbanlarını keserler.</p>
<p>          Ancak,<strong></strong>günümüzde yolculuk imkân ve şartları büyük ölçüde değişmiştir. Bayram tatilini fırsat bilerek yurt içi veya yurt dışı geziye çıkan, yazlığa giden, memleketine ana-ata ocağına giden kimsenin durumu farklıdır. Bu durumdaki kimselerin söz konusu ruhsattan yararlanma yerine ya önceden gerekli tedbirleri alarak vekâleten kurbanını kestirmesi ya da bulunduğu yerde kurban kesmesi daha isabetlidir<span style="font-family: Calibri; font-size: small;">.</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">          Kurban keserken abdestli olmak şart mıdır?</span></strong></p>
<p>          Kurban kesen kişinin abdestli olması şart olmamakla birlikte, kurban bir ibadet olduğu için kurban kesen kişinin  abdestli olması daha faziletlidir.</p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>          </strong><strong>Hangi hayvanlar kurban olarak kesilebilir? </strong></span></p>
<p>          Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bunların dışındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Bu hayvanların  kurban olarak kesilebilmesi için, koyun ve keçinin bir,  sığır ve mandanın iki, devenin ise  beş yaşını doldurmuş olması gerekir. <br />
          Ancak, 6 ayını tamamlayan koyun bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olması halinde kurban edilebilir.</p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>          Kurban edilecek hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?</strong></span></p>
<p>          Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması, hem ibadet açısından, hem de sağlık bakımından önem arz eder. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bir veya iki gözü kör, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memesi kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük hayvanlardan kurban olmaz. Ancak, hayvanın doğuştan boynuzsuz olması, şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik veya yırtılmış olması, kurban edilmesine mani teşkil etmez.</p>
<p><strong>          </strong><strong><span style="font-size: small;">Satın alındığında sağlam olup sonradan kusurlu hale gelen bir hayvan kurban edilebilir mi?</span></strong></p>
<p>          Bir kimse sağlam bir hayvan satın alsa fakat daha kesilmeden hayvanda kurban edilmeye engel bir kusur meydana gelse, eğer satın alan kişi zenginse yenisini alıp kesmelidir. Yoksulsa yenisini almasına gerek yoktur, almış olduğu hayvanı kurban eder.</p>
<p><strong><span style="font-size: small;">          Kısırlaştırılmış hayvanlar kurban edilebilir mi?</span></strong></p>
<p>          Çeşitli amaçlarla kısırlaştırılmış veya burularak hadım hale getirilmiş hayvanlar kurban olarak kesilebilir. Kurban açısından bu herhangi bir eksiklik oluşturmamaktadır.</p>
<p><strong><span style="font-size: small;">          Kurban kesilen hayvanda bir hastalık ortaya çıkarsa yerine başka birinin kesilmesi gerekir mi? </span></strong></p>
<p>          Kurbanlık hayvanın kesilmeden önce hastalığı bilinmiyor ve başka bir özrü de yoksa kestikten sonra hastalığının anlaşılması halinde yeniden kurban kesilmesi gerekmez. Ancak satıcının, eskiden olan bir ayıbından dolayı kurbanlığın bedelini bayramın ilk üç gününde iade etmesi durumunda yeniden kurban alınarak kesilir. Bundan sonra iade edilmesi halinde bu para fakirlere sadaka olarak dağıtılır.</p>
<p><strong>         </strong><strong><span style="font-size: small;">Gebe hayvanın kurban edilmesi caiz midir?</span></strong></p>
<p>         Doğacak yavruların telef edilmesi  söz konusu olduğu için gebe hayvanın kurban edilmesi doğru değildir.</p>
<p><strong>        </strong><strong><span style="font-size: small;">Alınan kurbanlığın ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?</span></strong></p>
<p>        Almış olduğu kurbanlık hayvanı ölen kişi, yükümlülük şartlarını taşıması halinde, bayramın ilk üç gününde ise yeni bir kurbanlık alıp kesmesi, bayram günlerinden sonra ise kurban bedelini yoksullara vermesi gerekir. Zengin bir kimsenin aldığı kurbanlık hayvan, kurban günlerinden önce ölürse, bu kimsenin yeniden bir kurbanlık hayvan alması gerekir. Ancak kurbanlık hayvanı ölen kişi fakirse yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez.</p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong>        Kurbanlık hayvanın elektrik veya narkoz şoku ile bayıltılarak kesilmesi caiz midir?</strong></span></span></p>
<p>        İster kurbanlık olsun ister etlik, hayvanın kesimi esnasında; hayvana fazla eziyet vermemek esastır. Bunun için (ölüm acısını azaltmak maksadıyla) kesim sırasında hayvanın elektrik veya narkoz vererek şok ile bayıltılması, bu hayvanın kurban olarak kabul edilmesine engel kusurlardan sayılmaz. Çünkü kurbana engel kusurlar; kesim sırasında meydana gelen arızalar olmayıp, hayvanda önceden mevcut olan kusurlardır. Bu itibarla (şok etkisiyle ölmeden önce hemen) canlı olarak kesilmek kaydıyla, kurbanlık hayvanın elektrik veya benzeri bir şeyle şoklanmasında dinen bir sakınca yoktur. Şayet hayvan, henüz kesilmeden, şokun etkisiyle ölürse; o, kurban olamayacağı gibi eti de yenmez.</p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong>        Kurban derisi nasıl değerlendirilmelidir?</strong></span></span></p>
<p>        Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Hz. Peygamber, veda haccında Hz. Ali&#8217;ye, kurban olarak kesilen develerinin başında durmasını ve bunların derileri ile sırtlarındaki çullarını sadaka olarak vermesini, kasap ücreti olarak bunlardan bir şey vermemesini emretmiştir (Ebû Dâvûd; “Menâsik”, 20). Buna göre kurban derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret olarak verilmesi caiz değildir. Derinin satılması halinde bedelinin yoksullara verilmesi gerekir.</p>
<img src="http://www.erdemlihaber.org/?ak_action=api_record_view&id=3010&type=feed" alt=" CUMA SOHBETLERİ (04.11.2011)"  title="CUMA SOHBETLERİ (04.11.2011)" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemlihaber.org/?feed=rss2&#038;p=3010</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk: basic
Page Caching using disk: enhanced (Requested URI contains query)

Served from: www.erdemlihaber.org @ 2012-05-19 17:19:36 -->
